24 Temmuz 2011 Pazar

Ömer İtalya'yı çok sevdi...

bebeğim çok mutlu, Allah nazardan saklasın.Arabasız da süper geziliyormuş!:)
Yandaki resimde görüyorsunuz, 17.ci ayını avrupa sokaklarında gezerek dolduran tontik.. Koşmadan duramıyor. Buresimde de yine koşuyor ardına bskmadan.Acelesi var tramvaya yetişecek..

İlk kez uçağa bindi ilk bindiği toplu taşıma aracı UÇAK!!
2.ci trenitalia
3. tramvay italia
4. otobus milan

komik oldu..
Ama buralarda kolaydı..Turkiyede yine deneyemem çook kalabalık bizimki durdugu yerde durmaz kaybolur o kalabalıkta..
:)
Posted by Picasa

23 Temmuz 2011 Cumartesi

BEBEKLE İTALYA SEYAHATİ NASIL GEÇİYOR?

Siloe'deki 2 odalı hayatımıza, kolay yaşantımıza acayip alıştık. Ne ypacagız edeceğiz ocos bişey yiyecek mi diye korkarken. Ocos'un iştahı açıldı(maaşallah diyip dilimi ısırayım!)
Burada sabahları sahanda yumurta,peynir ekmek yiyor!! Öğlenleri italyan makarnaları ve kaşarlı sebze yiyor..Akşamları da ne yese doymuyor!! Buranın biskuvi ve mamalarını da begendi!!
Ee bana çekmiş heralde bi 10 kg alıp geleceğim. İtalyanların mutfagı süper. Sirkette bol cesit de mevcut primi seconda piatti derken dünyayı yiyoruz oğlenleri aa ama ekmek yemiyorum. Ekmek yerine hergun başka bir pizza seciyorum!!:))

Babamıza gelince bebek bakımında üstüne yokmuş, ama kendi yorgunluktan şikayetçi..Aa olsun o kadar dimi??
Hmm..Kısacası buralarda Hersey yolunda..:)


MİLAN BICOCCA ADIMIM
Posted by Picasa

15 Temmuz 2011 Cuma

İTALYA İŞ SEYAHATI HAZIRLIK..

YARIN SABAH UÇAKTAYIZ EVET, VE VALİZLER TOPLANMIYOR ÇÜNKÜ BEN EVDE KEYİF ÇATIYORUM...
:))

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Ve sonunda gidiyoruz..

Cumartesi İtalya yolculuğumuz başlıyor. Acayip korkuyorum. Anne olmak ne zormuş, dahası çalışan anne olmak dünyadaki -bence- en zor iş. 
Cumartesi yola çıkıyoruz ama her tatile milyonlarca valizle giden ben 2 hafta için sadece 1 valiz götürecekmişim. (eşim dedi!)
Nasıl yapacağım bilmiyorum. Ocos'un eşyaları bile 1 valiz eder..:)
2 tane de bana:P Ucos taşısın!! Yok yok, biliyorum zor olacak. 

  • Oncelikle Ocos'a bir baston puset alacağız, belki buna oturur da ben italya'da işteyken o da babasıyla gezer! Ben yokken oto koltuğu ve bebk arabasına oturduğu rivayeti var..
  • Ona bir valiz
  • Bize bir valiz.. yeter tabi.
Gel gör ki, hafta sonu nöbette olduğumdan daha 1 valize konacak eşyaları bile yıkamadım.. Uff stres..
Akşam eve gidince sadece bacaklarımı uzatmak istiyorum. Saçlarımı kestirdim, henüz boyatamadım. Bu gece hepsini yapacağım en azından boya ve çamasır yıkama işini..
Olmazsa Cuma izin alıp o gun, son gun evi darmadagın edip valiz hazırlarım? Hem Buyuk Patrona sunumdan da kurtulurum:))

Asıl macera ömerle uçakta başlayacak.. Blogcu anne ve diğerlerinin bahsettiği insan olmak istemiyorum.. Aslında öcos huysuzluk yapar ve beni dinlemez, o yuzden de etraff aa anneye bak bir cocugu susturamadı der ve ben sorumsuz sanılırım.

Bence cocuklar dogustan ya sakin ve soz dinleyen yada tabiri caizse "yırtık" oluyor. Yetiştirme diye birşey yok en azından ilk 3 yaş boyunca.. Çünkü öcos dogdugu ilk gun de boyleydi..

Uçakta hadi idare ettik, sonrası araba olmayan bir yabancı dünya.. Cook korkuyorum arabada oyle boyle sakinleştiriyorduk..Memme memme diye başlayınca da.. Şimdi otobusle Bergamo'dan Milan!a yol biter mi? Daha önceki gidişlerimde hep Malpensaya gitmiştim orada da tren alternatifi var ki, o Öcosla gidilesi birşeydi. Ama burayı göreceğiz bakalım..


Bu kaçıncı yurtdışım. Norveç, Almanya, Damimarka,Hollanda, İspanya, İtalya ama İlk defa ailemle yurtdışına çıkıyorum!
Çook heyecanlıyım ve tüm sorumluluğu omuzlarımda:))

Bana şans dileyim.. Dönünce maceralar gırla :P

12 Temmuz 2011 Salı

Doğal "nude" Makyaj..


"Nude" Makyaj
Pudra makyajınızı tamamlayacak, cildinizin mat ve kusursuz görünmesini sağlayacaktır. Estetik olması için hafif ve ince uygulayınız. Cilt renginize göre cilde şeffaf görüntü veren pudra seçmelisiniz.Allık yüz hatlarınızı değiştirme özelliği taşımaktadır. Dolayısıyla uygularken çok dikkatli olmalısınız. Daha taze görünümlü bir cilt için önce gülümseyiniz ve fırçanızı çembersel bir biçimde yanaklarınıza yukarı doğru devam edicek şekilde sürünüz. Zemine hafif bronzlaştırıcı bir ton uygulamanız elmacık kemiklerinizi belirginleştiricektir.
Siyah rimel yerine kahverengi rimel doğal görünümünüzü artıracaktır. Rimelin çok fazla uygulanmamasına dikkat ediniz. Kirpiklerinizin uçlarına daha yoğun köklerine ise daha hafif uygulamanız gözlerinizi daha güzel gösterecektir.. Alt kirpikleriniz için renksiz rimeli tavsiye ediyoruz.


Dudaklarınızın pul pul görünmemesi için dudak nemlendiricisi kullanmalısınız. Doğal görünümlü makyajınızı dudak kremiyle tamamlayabilirsiniz ama illa da ruj sürmek istiyorsanız daha çok kum rengi tonlarını tercih etmelisiniz. Hatta dudaklarınızın kalın görünmesini istiyorsanız dudak parlatıcısını da tercih edebilirisniz.

Doğal görünümlü makyajda doğal renkli göz makyajı uygulanmalıdır. Mesela bazı tenlere kahverengi gölgeli pembe tonu, açık şeftali tonu hatta açık mavi ve açık gri tonu oldukça doğal duracaktır. Göz makyajınızın bozulmasını engelleyecek özel ürünler kullanmanızı öneririz.

2011 yılının her mevsiminde en trendy makyaj çeşitleri arasında yer alan doğal görünümlü makyaj, özgüveni artırıcı olmasının yanında pratik ve esnek oluşundan ötürü stil sahibi bayanlar ve modacılar tarafından tercih ediliyor.



Doğal görünümlü makyajın kolay yapıldığı düşünülse de, o kadar da kolay olmadığını vurgulamalıyız. Pürüzsüz ve berrak bir cilde ulaşmak ve cilde şeffaflık kazandırmak bu makyajın en önemli özelliğidir.. Unutmayın doğal görünüme ulaşmak, cildinizin lekelerini kapamak ve şeffaf görüntüsünü sağlamak için yapılan makyajda; tende kalın bir tabaka oluştuğu takdirde tam tersine doğal görünümden uzaklaşılır. Çünkü doğal görünümlü makyaj yapmak daha az makyaj yapmak anlamına gelmez. Renklere ve ürünlere daha çok dikkat etmemiz gerekir.

..
Moda Şovlarında "Nude'' Makyaj...

Giorgio Armani ve Stella Mccartney'in defilelerinde doğal görünümlü makyajı tercih eden modacılardan. Özellikle Stella Mccartney'in yapılan makyajlarda çok hafif bir allık ve minimum sürülen rimelin dışında hiç bir ürün kullanmayı tercih etmediğini söyleyebiliriz. Fakat her iki ünlü modacı da 2011 sonbahar koleksiyonunu tanıttıkları defilelerinde doğal görünümlü makyajı tercih etselerde, sizlerinde kolaylıkla uygulayabileceğiniz gözlere sürülen siyah ve ıslak bir rimel ve eyeliner ile fark yaratabilmişler. Bu da bize makyajda en ufak bir dokunuşun nedenli büyük farklılıklar yarattığını gösteriyor.

Kaynak: Brandmaillive



10 Temmuz 2011 Pazar

Sonunda korktuğum oldu! Bakıcısına "anne" dedi.. :..(

Bugün gerçekten üzgünüm.

Sabah erken saatlerde kalktık, çünkü işe gelmem gerekiyordu. Bu şirkette , sevmediğim birşey varsa o da her hafta birimizin nöbete gelme zorunluluğu..Ayda tüm hafta sonu geleceğime şefimle konuşup 2 haftada 1 bir haftasonu günü gelmeye karar verdik. Bebek ile zorluk olduğundan..
Gel gör ki o  kadar zor oluyor ki.. Ben hala Alışmadım. Çok bilmiş demişti ki 18 ay civarı herşey normalleşiyor.
Bana normalleşemiyor. Ruh gibiyim, işte, evde özel hayatımda.. Sadece bebeğime ilgi gösteriyorken artık herşey üstüme yıkılıyor..
Moralim bozuk.. Çünkü bu sabah bakızı teyzemiz geldiğinde Ocos kapıyı açıp aa kim gelmiş bak dediğimde "Anne!.." dedi..

Yıkıldığım andır. Birşey diyemiyorum. 
Son nokta..

Not: neden dedi bilmiyorum bana mı dicekti yoksa kadın ona sürekli annemmm diyor ondan mı yoksa hep onlar kapıda beni karşılarkenn aaa kim gelmiş deyip anneee diyorlardı akşamları ondan mı bilmiyorum.. Ama hepsi benim kandırmacam.. Değişen birşey yok korktuğum başıma geldi.. Sabahtan beri işteyim hem de ağlıyorum. Bütün vaktini onla geçiriyor, hafta sonu nöbetteyim.. Erkenden yatırıyoruz düzeni bozulmasın diye evde işler beni bekliyor..Uf uf,

Hayatım b.mb.k!

imza: hiç kimse

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Lüfer, hamsi, kalkan / daralıyor zaman...

Lüfer, hamsi, kalkan / daralıyor zaman...: "“Seninki kaç santim?” kampanyası yarım milyon insanın desteğiyle devam ediyor. Denizlerimizin ve balıkların geleceği için, iş işten geçmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl."

1 Temmuz 2011 Cuma

uzun bir aradan sonra merhaba...2

Gece saat henüz 10. Saat 8 gibi uykum geldi bebeğimi uyuttum. Bugün zor ve yorucu birgün oldu.
Uzun zaman oldu yoğunluk ve koşturmacadan birşey yazamıyorum kendime dair. Bu hafta sanırım nöbetim yok, bu saat oldu hala kesinleşmedi..Haftaya mutlaka var, sonraki 3 haftasonu Italyada olacagız..Yurtdışı konusunda cok korkuyorum.Tereddutum ocosla ilgili..Nurturiada biraz okudum gidenler sorun olmadı diyorlar, ama ocos biraz degisik tepkiler verebilen bir cocuk. Korkum ondan. Sonrası iste ne olur bilmiyorum. Hala her sabah zorlanıyorum.
Hayat gunler geciyor oglum hergun biraz daha buyuyor.
Yazmak istediklerimi yine yazamadım cunku çok uykum var, bebişimi ben uyuyayı diye erkenden uyuttum şimdi ona haksızlık olmasın bana da o sabahın köründe kalkınca yazık olmasın :))

29 Haziran 2011 Çarşamba

Eğitimde Inovasyon icin Uluslararası Konferans

On behalf of the conference committees of the 5th International Conference on "Excellence in Education 2011: Giftedness-Creativity-Development", I am delighted to welcome you to Istanbul University, which is proud to be the host for this Conference. The university is honoured to organize and host this highly regarded international event in partnership with the International Centre for Innovation in Education (ICIE).  

We are working to construct a conference that will inspire your understanding of excellence in basic and higher education in general and gifted education in particular. This conference has been growing from strength to strength in recent years, and we are keen to see this trend continue by expanding not only the number of national and international participant, but also the range and value of the services, facilities, and the activities that we offer at the conference. It is designed for participants who seek a broad interdisciplinary view of excellence, creativity, and gifted education. We are united by our commitment to excellence and high quality gifted education.  

Take advantage of a tremendous selection of high quality opportunities during the conference at 26 keynote and invited speeches; 3 symposia, and more than 100 presentations. In addition, if you feel like you need some specialized trainings, you can also take advantage of the (14) pre-conference workshops that will be conducted by a number of well-known scholars in this field of knowledge.

We encourage you all to visit the site, and to encourage your colleagues - particularly those new to excellence in education, giftedness, and creativity - to do so as well. We welcome you to this unique international experience designed just for you.  

This year we are thrilled to welcome the Nobel Laureate Aaron Ciechanover; the distinguished, renowned keynote and invited speakers; and all the presenters and participants. I hope you will all find the 5th International Conference on Excellence in Education valuable, enriching and enjoyable. We look forward to seeing you all at the conference.

See you in Istanbul!  

Excellence in Education 2011: Giftedness, Creativity, Development
Sandra K. Linke, Ph.D.
ICIE Director, Co-Chair

The International Centre for Innovation in Education (ICIE) is committed to the development of all learners as productive world citizens and leaders for the future. This International Conference will provide a conference programme with the highest calibre of: Nobel Prize winners, keynote speakers, invited speakers, and a large number of scholars and presenters alongside a selection of exhibitors. This conference, in İstanbul - Türkiye, is another milestone in the journey towards leadership, creativity and innovation.

Conference Aims and Objectives:
Encourage volunteer spirit; Promote excellence and sustain quality; Connecting Communities; Strive for improvement; Evolve responsibly; Meet community expectations of quality; Sustain competitiveness and viability; andBalance innovation with core essentials.

This conference provides you with the opportunity to:

  • Explore the latest developments in Education;
  • Examine the need for sustainable educational systems;
  • Integrate the latest technology into the education system;
  • Debate the future of education: What are the challenges ahead?
  • Learn from innovative case studies where educational institutions and LEA's have taken the initiative;
  • Engage in a series of seminars designed to debate the theory and practice of real improvement in education; and
  • Participate in pre-conference workshops designed to develop participants' competencies.

Categories:
  • Advances in Creativity and Innovation;
  • Education for Peace;
  • Gifted Education: models of excellence in education;
  • Learning Environment: standards and curricula, tasks and materials, and communication;
  • Instructors and Teacher: competencies, teaching methods, and staff development;
  • Learner: competencies, individual differences, intervention and development;
  • Programme Development: examples, planning models and components, implementation and evaluation;
  • Integrated Services: guidance and counselling, community services, and mentorship;
  • Future Trends: globalisation and networking, civic education, and building creative climates; and
  • The International Year of Chemistry 2011 (IYC 2011) is a worldwide celebration of the achievements of chemistry and its contributions to the well-being of humankind. Under the unifying theme "Chemistry—our life, our future," IYC 2011 The ICIE will celebrate the IYC2011). The Year of Chemistry is intended to reach across the globe, with opportunities for public participation at the local, regional, and national level.

We encourage anyone with an interest in excellence in education and gifted education to attend this conference. The participants will include: university academics, educational psychologists, education policy advisers and managers, business and industry leaders, gifted and talented program coordinators, school heads, graduate students, parents and caretakers.

Registration Fees for International Participants:

  • Early Registration Fees:      €300 (June 6, 2011).
  • Late Registration Fees:       €350 (June 30, 2011).
  • Onsite Registration:            €400.
  • Pre-Conference Workshop:  €50.

If you have any question, do not hesitate to contact us:

sandra@icieworld.net        sandra.linke@icieworld.net


Registration Fees for Local Participants:

Local participants could pay the registration fee and/ or fees for the pre-conference workshops directly to Okyanus Kolejleri:


Local Contact for Turkish Participants: 
 Ms. Pınar Sonmez;  
Manager of Public Relations; 
Mobile: 0532 708 30 67
e-Mail: pinarsonmez@okyanuskoleji.com

 

Registration Fees for Turkish Participants:
Registration Fees:                              TL150
Morning Pre-Conference workshops:    TL 50
Afternoon Pre-Conference Workshops: TL 50

 

Method of Payment:
Bank Transfer/ Deposit:
Bank Name: Yapı Kredi Bankası 
Branch: Avcılar 
IBAN Nr: TR 480 006 701 000 000 081 107 142

  
Bank Name: Garanti Bankası 
Branch: Şirinevler
IBAN Nr: TR 610 006 200 018 700 006 297 965

If you have any question, will you please contact:
Dr. Sandra K. Linke,
Director, ICIE,
e-Mail: sandra.linke@icieworld.net
 





http://www.istanbul.icieconference.net/



22 Haziran 2011 Çarşamba

Hiperaktif Çocuklar ve Aslında Dikkat Bozukluklarının Ardında Yatan Nedir?

Şifalı pedagoji uzmanı, çocuk terapisti ve yazar Henning Köhler ile bir söyleşi


Başkalarıyla birlikte Nürtingen’de kurduğu “Janus Korczak Enstitüsü”nde ambulant pratisyen çocuk terapisti ve şifalı pedagoji uzmanı olarak çalışıyor, 1951 doğumlu. “Bu dünyada çocuk olmak” konulu pek çok kitabın yazarı.
“Geçen zaman içinde örselediğimiz bu dünya, artık çocuklara göre bir dünya olmaktan çıktı. Güç ilişki kurulan çocuklar olarak sözü edilenler, aslında davranış bozukluğu göstermezler, tersine davranış bozukluklarının sonuçlarına maruz kalıp acı çekenlerdir. ADS ya da Legasteni (bu yapıntıların bilim kuramsal inanılırlık yetersizliğinden haberi olan pek az insan var) gibi adlandırmalar, çocukluk dünyası ile erişkin dünyası arasında gittikçe daha düşmanca olmaya başlayan bir yabancılaşma sürecinin alarm veren işaretleri. O nedenle acilen bir rota değişikliğine ihtiyacımız var. Çünkü hiperaktif bir çocuğa sahip olmak bir şanssızlık değil. Şanssızlık, hiperaktif bir çocuğu olmanın şanssızlık olarak nitelendirilmesinde.” diyor şifalı pedagoji uzmanı ve çocuk terapisti Henning Köhler.
Bay Köhler, ADS kavramının ardında ne var?
Bunun ardında “Dikkat Yetersizliği Sendromu” denen çirkin kavram yatıyor. Aslında ADS, günümüzde beklenen ölçüde yoğunlaşamayan ve uyum sağlayamayan çocuklar için kullanılan bir toplu tanım. Bu çocukların çoğu sarsak, itaatsiz, yerinde duramayan küstah tipler, bir bölümü de sessiz, sakin ve hülyalı. Sözüm ona ADS’li denen çocukların bir eksiklikleri olduğu savı, bu haliyle bilimsel araştırmaların sonucu değildir, tersine araştırmalara eklenen ve onlara, haklı çıkma temeli olarak hizmet eden bir ön kabul, bir önyargıdır. ADS kavramını şöyle açıklayabiliriz: Burada, sapan bir algılama ve iletişim stili söz konusudur. En ince nöron yapılarına kadar, görece ender, ama görünüşe bakılırsa gittikçe daha sık ortaya çıkan değişik bir zeka tipidir. Bunların da itinalı, korumalı bir desteğe ihtiyacı vardır. Aksi takdirde, kesintisiz doyumsuzluk yaşantıları oluşabilir. Bu doyumsuzluklar da bu kez toplumsal davranış sorunlarının hızla yükselmesine yol açabilir.
....
..
Bu çocukları ilaçlarla sakinleştirmek sorumsuzluk değil mi?
Evet, hem de fazlasıyla. Gittikçe daha fazla sözde ADS’li çocuğun daima daha erken yaşta Ritalin gibi
bilinci değiştiren ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılması bir skandal! On binlerce okul çocuğu, kahvaltıda ya da teneffüste üzüm şekeri tableti gibi Ritalin yutmakta. Oysa etkin maddesi olan metil fenidatın uyuşturucu madde yasasına girmesi boşuna değildir.
Bu madde amfetamin ve kokaine çok yakındır. Ekindeki kullanım talimatında olası istenmeyen yan etkiler listesinde, tam liste olmamakla birlikte, dehşet verici ifadeler okuyoruz. Buna ek olarak, olgunlaşmakta olan çocuk organizması, her tür zehire, tamamen olgunlaşmış erişkin organizmasından çok daha duyarlı yanıt vermektedir.
Ama satışlar, her yıl yüzde yüz artmaktadır. Üstelik, sonradan ortaya çıkabilecek olası ağırlaştırıcı sonuçlar henüz yeterince güvenilir biçimde araştırılmamıştır. Bu tür endişeler teyid edilmeyecek olsa bile, yine de şu gerçek yeterince dehşet verici: Davranışları beklentilere uymayan yüz binlerce çocuk, yegane hedefi onları uysallaştırmak olan bir uyuşturucu almaktadır. Anne-babaları teşhir direğine bağlamak istemiyorum asla. Benim için önemli olan ölçü. Eğer bu ilaç, sadece aşırı zorunlu ve çaresiz durumlarda istisna olarak kısa bir süre için geçiş döneminde kullanılıyor olsa, haydi neyse, sorunumuz olmazdı. Ama Ritalin modası, işin içine nüfuz etmeyi öğrenmemiz gereken bir ruhsuzluğun sonucudur. Ve ADS-mitosunu yaratan da aynı ruhsuzluktur.
Burada yanlış olan nedir?
Bugün çocuk gelişiminin standartlarından sapmaları, hoşgörü ve saygıyla karşılamaktan ne yazık ki çok uzak bir hayalet tarafından yönlendiriliyoruz. Çocuğun içindeki çocuğu zamanından önce kovalayıp çıkarmak hiç iyi değil, yoksa yaşamın güç kaynaklarını kurutmuş oluruz.
Çocukların çoğu, bu çocukluktan uzaklaştırıldıkları dönemde acı çekiyor ve bu nedenle yardıma ihtiyaçları var. Kendilerini sıkı sıkıya bağlanmış, kısıtlanmış, dar sokağa sürüklenmiş, ayaklarına kurşun bağlanmış, doyumsuz, telaşlı ve aşırı yüklenilmiş hissediyorlar. Ama genellikle hiç yardım alamıyorlar. Daha çok ilaçlarla sakinleştirilip susturuluyorlar. Bir çocuk istediği kadar hareketli, canlı ve korkusuz olsun, istediği kadar güçlü ruhsal direnme gücüne sahip olsun, kendisi için en önemli olan dayanıp güvendiği kişi, onda kusurlu veya engelli bir birey görüyorsa, bu zamanla derin, kalıcı bir güvensizliğe yol açmaktadır. Kendine değer verme duygusu zedelenmekte; ve bu süreci ileri safhalarda yeniden geri döndürmenin hiç olanaklı olmadığını, hepimiz biliyoruz.
Peki, ilaç olmadan da terapi olanaklı mı?
Evet, toplumsal sıcaklık, anlayış, değer bilirlik, itinalı pedagojik kılavuzluk ve çocukların güçlü yanlarından başlayan bir teşvik sağlanabilirse elbette olanaklı. Güç yaklaşabildiğimiz çocuklara cesaret, güven duyguları verebiliriz.
Masallarda gerçek “Ben”i simgeleyen “en genç” kahramana, gezgin delikanlıya yol göstericileri tarafından armağan edilen sihirli nesneler, ona en zorlu durumlarda yardımcı olurlar. Dürüst, sevgi ve şefkat dolu samimi değer bilirliğimizle çocuğun ruhuna böyle armağanlar aktarabiliriz. Bu tutum, sınırlar koymak gerektiğinde bizi kısıtlamaz. Çocuklarımızın gerçek yeteneklerini tanıyabilirsek, onların kendilerine güvenmelerine yardımcı olabiliriz. Oysa Ritalin, çocuğun kendi kendine yabancılaşmasına yol açar. Illinois Üniversitesi’ndeki Çocuk gelişimi ve çocuk davranışları Enstitüsünde yapılan bir araştırma kapsamında, çocuklara duyguları sorulmuş. Çoğu, bu ilacı almayı reddediyor  ya da ilaçtan nefret ediyordu. En sık dillenilen nedenler; oyun oynama sevincini yitirmelerine yol açması, onlara hüzün vermesi ve sanki yabancı bir şey tarafından idare ediliyormuş duygusuna kapılmaları ve kendi kendini tanıyamama duygusuydu.
Bu Ritalin modası nasıl durdurulabilir?
Bence ergin yetişkinler olarak bu konuyu bizzat ele almamız ve en alttan itibaren  “Ritalin mi – HAYIR – TEŞEKKÜRLER”  hareketi başlatmamız gerekiyor. Bu tartışmalı ilacı damgalamak değil amacım; aşırı durumlarda Ritalin geçici bir destek opsiyonu olarak kalabilir.
Bu konuda özgürce karar verebilen erişkinler, bu ilacı alabilirler istiyorlarsa. Ama lütfen çocuklarımızı buna karşı koruyalım! Ritalinin yaygın ve kısmen de hiç eleştirel olmayan kullanımı ile,  çocuk yaşlarda alındığı zaman beyin gelişimine yaptığı etkiler ve uzun vadede ortaya çıkacak sonuçlar konusunda bilinenlerin azlığı arasında göze çarpan bir çelişki bulunmaktadır. Bununla ilgili sistematik araştırmalar eksiktir. Parkinson hastalığı gibi sonradan ortaya çıkabilecek ağır hasar kuşkusu, şimdiye kadar gücünden bir şey kaybetmemiştir.
Bunun yerine siz hangi terapiyi salık verirsiniz?
Her şey doğallıkla yaşanıyor olsa, bu çocukların terapiye ihtiyacı olmazdı. Çünkü maskesiz çocuk olmak, nereden bakarsanız bakın patolojik, yani hastalıklı bir şey değildir. Ama doğal olan bir şey yok ki. O nedenle günümüzün Ludwigleri, Michelleri ve Momoları yeniden kendilerine güvenebilmek için ve sürünerek yaklaşan katlanma ve vazgeçme duygularına karşı ruhsal bakıma, desteğe, avutucu ve güç verici, değerbilir kılavuzluğa ihtiyaçları var.  Sonra ikinci sırada belki konsantrasyonu teşvik edici ve davranışları şefkat ve incelikle düzeltici önlemler göz önüne alınabilir. Ama her şeyden önce, gittikçe daha olumsuz hale gelen bir kendilik duygusunun ya da imgesinin gelişme süreci kırılmalı ve tersine çevrilmelidir. Ancak son zamanlarda her ne kadar rahatsızlık verse de, sağlıklı çocukça yaramazlıklar, küstahlıklar olduğunu, ama bunlara biz eğitimcilerin ve anne-babaların düşmanca bakmaması gerektiğini, tersine farkına vararak yaratıcı yollara yönlendirebileceğimizi ve bunun becerilebileceğini unuttuk sanki. İşlevsel olmak, akıllı olmak, kendini kontrol altında tutmak, başarı ölçütlerine göre davranışlara maruz kalmak; bunların hepsi de bir çocuğu zamanla çileden çıkarır. Çocuklar şöyle ya da böyle isyankardır, şakacı, utanmaz, maceracıdır, dikkatsiz, disiplinsiz, şaklaban, inatçı, hayalci, gerçeklere yabancıdır, ölçüsüz, mantıksız, düzensizdir, saygısız, tepkisel, kolaylıkla yönlendirilebilir, kavgacıdır, önceden kestirilemez ve nankördür. Zaman zaman biri ya da öbürüdür. Çocuk eğitimiyle uğraşmak isteyen biri, sözü geçen bu niteliklere prensipte sempati duyabilmelidir. Çocuğun içindeki çocuğu zamansızca çıkarmaya çalışmamak gerekir, aksi takdirde yaşam için gerekli kuvvet kaynaklarını kurutmuş oluruz. Zamanımız bu niteliklere sempati beslemiyor, tersine onları gammazlıyor ve suçluyor. İşte bu, çocukları hasta ediyor. Benim istediğim, çocuklarımıza bakışımızı özgürleştirmemiz ve böylece günümüzde çektikleri gerçek yoksunluğa bakışımızı bağımsız hale getirmemizdir.
Anne-babalar ne yapabilir?
Her şeyden önce, onları kendi çocuğunun arkasında bir kaya gibi durmanın yanlış olduğuna ikna etmeye çalışanlara kulak asmamaları önemlidir. Tam tersine. Çocuk geriye dönüp baktığında, “o zamanlar, herkes beni yapayalnız bıraktığında, annemle babam hiç sarsılmaz biçimde benim tarafımı tuttular” diyebilmek çok kuvvet verici bir duygudur. Bana, “olduğum gibi onlar için değerli olduğumu” hissettirdiler. Benim yerime asla başka bir çocukları olsun istemediklerini, söylediler” duygusunu yaşayabilmek çok önemlidir.
Demek ki, yaşamda çocuğun bireyselliğinin en içteki ana motifi için bir sezgi geliştirmek önemlidir. Bunun bir koşulu vardır; her tür değerlendirmeden kaçınmak zorunludur. Ancak o zaman çocuğun baştan sona kendine özgü, başka bir şeyle karşılaştırılamaz stili için bir algılama dağarcığı geliştirebiliriz.  Bunu başarabildiğimiz ölçüde, çocuk kendini güçlenmiş, desteklenmiş, korunmuş hisseder. Anne-babaların ve eğitmenlerin, hiperaktif çocuklarla karşılıklı çalışmada belli bir sarsılmazlığa ve rahatlığa ihtiyaçları vardır. Bu, alıştırma olmadan becerilemez. Çünkü ancak kendi içimizde tutunacak bir yerimiz varsa, çocuğa da tutunacak bir yer olabiliriz. Binlerce komut vermek ve yüz binlerce sınır koymak yerine, o zaman yalnızca orada, yanında bulunmaklığımızla düzenleyici, doğrultucu ve sırtını güçlendirici bir etki yapabiliriz.
Hiperaktif çocuklarda özel olan nedir? 
Bu çocuklar aşırı oyunbaz çocuklardır. Aralarından motorik bakımdan fazlasıyla aktif olanlar, yani Astrid Lindgren’in Lönnebergalı Michel’ine benzeyenler, en çok dışarıda esip savururlar. Çevreyi araştırırlar, yapılabilecek her şeyi denerler, çukur kazarlar, kürek çekerler, tırmanırlar, zıplayıp hoplarlar, el işleri yaparlar, araştırırlar, bir şeyler toplarlar. Bu onların dünyasıdır. Büyük araziye dağılarak oynanan oyunları ve maceracı gezileri de severler. En çok da bunları başkalarıyla birlikte yapmayı isterler. Buna karşın sessiz, sakin ve hayalci olanları, yani bize Michael Ende’nin Momosunu anımsatanlar, daha çok yalnız olmayı severler ve büyülü bir biçimde gerçeklikle iç içe geçen bir içsel dünyada yaşarlar. Ama Ritalin, bu çocukların çoğunda, bütün bunlara karşı heves ve heyecanı öldürür. Sevinç ve neşe kalmaz olur. Bunu şöyle görmeli: Bir çocuğa Ritalin verilir; ondan sonra okulda işlev görür, ama artık oyun oynayamaz! Çocuklar için gönlünde yer olan insanların, bu ilaca karşı çıkmak için, aslında başka bir bilgiye de ihtiyaçları yoktur.
Hiperaktif çocuklar, kolayca dikkati dağılabilen çocuklardır denir. Aslında hafif bir yönlendirilebilirlik prensip olarak çocuğun niteliklerinden biridir. Ama neden daima ve yeniden yalnızca olumsuz yönlerin altı çiziliyor? “Kolaylıkla dikkati dağıtılabilir” yerine, “dünyaya taşkın ilgi duyan”  ibaresi kullanılabilir. Ben bu çocukları seve seve araştırıcı ruhu olan çocuklar olarak tanımlıyorum.
Onların temel kuralı, arayıştır, araştırmaktır. Bundan sonra ne keşfedebilirim? Dünyanın bana hazırladığı daha ne sürprizler var?  der gibidirler. Daima her şeyi merak ederler, her şeye ilgi duyarlar. Bazen bu bize gerçekten fazla gelebilir. Ama bu özünde harika bir özelliktir. Araştırıcı ruhu olan bu çocuklara, dikkat yetersizliği damgası vurmak aslında büyük yanılgıdır. Onlarda olan ve her öğretmenin bilmesi gereken şudur: Onlar dikkatlerini bir şeye, bir sürece ya da bir insana yönelttikleri zaman, bunu olağandışı yoğun biçimde yaparlar.
Arayışçı ruhu olan çocuklar kendilerinin manipule edilmesine izin vermezler ve her tür maskenin, her tür dillenilmemiş ard niyetin  farkına varırlar.  Psikolojik oyunlarla çalışmaya kalkışan erişkinlere, acımasız biçimde tepki gösterirler. O nedenle anne-babalar daima kendilerine, acaba ne istediğimi gerçekten biliyor muyum, ve bunu neden istediğimi biliyor muyum diye sormalılar. Erişkin insan kendi konusundan bütünüyle eminse, ondan çocuğun da sezdiği ve algıladığı bir ikna gücü yayılıyor olur.
Bu çocukların özellikle neye ihtiyacı var?
Arayışçı ruhu olan çocuklar için her şeyden önce çevrelerinde sakin, ürkmeyen insanlar bulunup bulunmaması önemlidir. Kendisini çocuğun bu davranışları karşısında tehdit altında hissetmeyen, tersine onunla seve seve birlikte olan insanlara ihtiyacı vardır. Bütün çocuklar gibi onların da duygusal sıcaklığa ve değer verilmeye, itinaya, küçük, belirlenmiş ve korunmuş bir dünyaya, korunaklı bir limana ihtiyacı vardır. Moral bakımdan örnek alıp yön bulabilecekleri yakın bir insana ihtiyaçları vardır. Tutarlılık gereken yerde tutarlılığa ve özgürlük verilebilecek yerde özgürlüğe ihtiyaçları vardır. Yaşadıkları ortamda birbirleriyle sevgi alış verişinde bulunan, ya da en azından birbirine saygılı davranan insanlar olmalıdır. Zamana ve mekana ihtiyaçları vardır. Ancak bu destekleme, soyut bir ortalama normdan en küçük bir sapmaya bile izin vermek istemeyen ve hemen düzeltme yapan  zamanımızın çılgınlığıyla çelişmektedir.Günümüzde, hele hiperaktivite sorunu bağlamında ayrıca kendiliğinden gelişen oyunlar için yeterince serbest mekan bulunmasına özen göstermelidir, böylece çocuklar doğal hareket içgüdülerini yaşayabilmelidir ve bol bol doğayla temasa geçebilmelidir. Ayrıca medya seline karşı, yeterince uzun bir süre korunmalıdırlar.
Anne-babalar araştırıcı ruhu olan çocuklarına nasıl davranmalıdırlar?
Anne-babalar durum izin verdiği ölçüde, birkaç olanağı seçime sunmalıdır: “ Bugün öğleden sonra gezmeye gidebiliriz, bahçede çalışabiliriz ya da oyun oynayabiliriz. Belki önce biraz bahçede çalışırız, sonra oyun oynarız, sonra da pizza yaparız. Ne dersin?”
Böylece çocuk, kendi isteğine saygı gösterildiğini ve kendi görüşüne önem verildiğini yaşayarak anlar. Ancak, örneğin ev ödevlerinin hemen yemekten sonra ya da öğle tatilinden sonra yapılması gibi kaçınılmaz olan şeyler hakkında pazarlık filan yapılmamalıdır. Anne-babaların her şeyden önce kendilerini çocuğun çeşitli ufak tefek düzensizliklerine, ihmalkarlıklarına ve unutkanlıklarına karşı belli bir hoşgörü ve anlayış gösterecek biçimde eğitmeleri gerekmektedir. Bununla bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler tutumu öneriyor değilim. Ama bu gibi şeyler konusunda fazla heyecanlanmak, aile havasını zehirler. Üstelik etkisi de sıfırdır. Arayışçı ruhu olan çocuklar, en yakın çevrelerinde düzeni korumayı ancak yavaş yavaş öğrenirler. Bunun dışında çocuğa bir bakışta kapsamını kavrayabileceği belli sayıda küçük ödevler vermeyi salık veriyorum. Anne-baba çocuktan güvenilirlik beklememeli, tersine kendileri bunu çocuğa sunabilmelidir. Örneğin, öğlenleri masayı birlikte toplayabiliriz. Akşamları ise, ertesi gün sabah strese girmemek için, ufak  tefek hazırlıklar yapabiliriz. Her Çarşamba 13:00dan 13.30a kadar beraberce çocuk odası toplama saatidir. Burada önemli olan, anne-babanın sakin ve tutarlı davranmasıdır.

Bundan başka düzenli gündelik akışa dahil olan neler var?

Gündelik ve haftalık akış içinde her şeyden önce, içinde insanlar arası sıcaklığın olduğu ve yaşandığı güvenilir zaman adacıkları yaratmaktır. İki kişilik beraberlik adacığı, aileyle birlikte olma adacığı gibi. Çünkü gerçek terapi aslında ilişkilerin beslenmesi ve sürdürülmesidir. Sabah güne başlama sevgi ve şefkatle biçimlendirilmişse ve akşam gün biterken güzel bir masal, geri dönerek güne bakış, müzik ve dua örneğin, herkes için – (anne baba için de) – bir vaha olabilir. Arayışçı ruhu olan çocukların sorunu, aniden uykuya dalmaları ve zıp diye uyanmalarıdır. Bu nedenle geçişleri biçimlendirmek önemlidir. Bu onlara bambaşka bir yaşam duygusu verir. Aile yaşamındaki diğer parlak anlar şöyle olabilir: bir kurabiye yapma ikindisi – örneğin her Salı fırında bir şeyler pişirilerek sonra afiyetle yenir. – haftada bir öğleden sonra daima masal veya oyun oynama günü; bir kukla oyunu günü, – yılın her mevsiminde, her türlü havada, bir ormana gitme günü. Veya her ikinci cumartesi çocuk biraz uzun uyanık kalıp sonra yatmaya gidebilir. Oyun oynayabilir, müzik dinleyebilir. Sonra kurabiye, kek yenir ve sütlü kakao içilir, en sonunda da bir gece yarısı masalı anlatılır.
İtiraf etmeliyim ki, arayışçı ruhu olan çocuklarla şu veya bu nedenle tartışma çıkmadan geçen bir gün çok enderdir. Ama akşamları anne-baba ile çocuklar günü kapatırken, ikilik ve ayrım yaratan her şeyin sembolik olarak çöpe atılması ve gece melekler tarafından boşaltılmasına niyet edilmesi çok iyi olur. Bu duygusal bir barışma seremonisi filan değildir, tersine yalnızca gecenin içine eski, geçmişte kalmış çekişme ve tartışmaları taşımamak amacıyla yapılır. Yarın, yeni bir gündür ve onun iyi bir gün olmasına niyet ederiz.

Alıntı: http://www.egitimsanatidostlari.org

20 Haziran 2011 Pazartesi

tatil dediğin..

İstanbul dayız..Ömer ile annemlerde..
çok özlemişim istanbul'u ama evden dışarı çıkamıyoruz..
Bebekle tatil dediğin Bebek ömer ise bu kadar oluyor..Merter'de gezdik eve geldik o kadar. Bugün düğün yıldönümümüz 2.ci.. Taksime gidecektik.. Bir başka bahara erteledik..
İzinden izle rböye işte..

Hmm deniz tatilimize mi ne oldu ?hani en son ömer doğmadan gördüğüm denix mi o? son kez balayında gördüğüm sonra hamile oldugumu ogrendiğim deniz..

bu seneki şirketin italya ya göndermesiyle bir başka bayram tatiline erteledik..:)

optuk
herseye rragmen oglumlayım işte bana tatil bu :)

9 Haziran 2011 Perşembe

Çalışan anneler için kreş desteği geliyor.

Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) ile Çalışma Bakanlığı'nın
üzerinde çalıştıkları yeni sistem ile devlet çalışan annelere destek
olacak. Kamu, çocuğunu kreşe veren çalışan annelerin masraflarının bir
kısmını ödeyecek.

KAGİDER Başkanı Gülden Türktan, 1-6 yaş arasında çocuğu bulunan
çalışan kadınların kreş maliyetinin 300-400 lirasını kamunun ödeyeceği
yeni sistem ile, kadınların iş hayatında aktif şekilde rol almasının
önünün açılmasının planlandığını söyledi. Yeni kreş sistemi devreye
girdiğinde, çalışan anneler mahallelerindeki kreşe çocuklarını vererek
ücretini ödeyecek. Anne, kreş ücretinin ödemesini yaptıktan sonra
faturayı işyerine verecek. İşveren bu parayı kamudan alıp anneye
ödeyecek. Türktan, "Eğer kreş ücreti 300-400 liradan daha fazlaysa,
üstünü çalışan anne verecek" dedi.


Bakan Desteği


İstanbul'da kreş ücretlerinin aylık bin lira civarında olduğu
düşünüldüğünde, bu sistem ile kreş ücretinin yarısına yakınını devlet
ödeyecek. Türktan, kreş sisteminin AK Parti'nin seçim bildirgesinde de
yer aldığını belirterek, "Çalışma Bakanımız Ömer Dinçer projeye
pozitif baktı, destekleyicisi oldu" şeklindekonuştu.


İhtiyaç Duyuluyor


Projenin devlete uzun dönemde maliyetten ziyade kâr getireceğinin
altını çizen Gülden Türktan, söz konusu proje ile işveren-aile
ilişkisinin güçleneceğini ifade etti. Birçok ülkenin kreş konusunda
kendi sistemini kurduğuna değinen KAGİDER Başkanı Türktan, Türkiye'de
de bu tür bir sisteme ihtiyaç olduğunu sözlerine ekledi.


Çocuk İşe Engel Oldu


TÜİK'in verilerine göre; 2010′da işgücünün 18 milyon 257 bini erkek, 7
milyon 383 bini kadınlardan oluştu. Evli kadınların istihdam oranı
yüzde 24.2 iken, hiç evlenmemiş kadınların oranı yüzde 28.3.
Kadınlarda, işgücüne dahil olmama nedeni yüzde 62 oranında ev işleri
ve çocuk olarak gösteriliyor.

7 Haziran 2011 Salı

How Smart Is Your Baby? From the Book 1st Chapter

What Mothers Know

From the moment a baby is born, a struggle begins. Mother does her
best to keep her
baby close to her, and the world does its best to separate mother from baby.
This is a mistake because mothers are the best teachers in the world
for their babies.
It starts with the well-meaning hospital staff who often whisk the
baby away to a
nursery far from mother. Later, there are the professionals who are
certain that a twoyear-old is better off in a day care center than
home with mother. On their heels comes
the school system where the child will spend the better part of his
life to age 18.
Educators now say they want the child at the age of five, four, or even three.
There are strong forces at work to separate mother from child, and
most people have
come to regard each of these encroachments on mother's domain as
normal. It is as if that
is the way it has always been.
But hospital nurseries, day care centers, and even compulsory
education are not the
way it has always been for mothers and babies. They are newfangled
notions, and a
radical departure from the age-old human tradition of children being
with their mothers
until they are ready, willing, and able to handle life on their own.
In contrast to these patterns of modern society, all mothers know
intuitively that the
first six years of a child's life are the most important.
In this they are absolutely correct.
Most mothers know that the first few months of life are vital to the
life-long wellbeing of their children.
Again they are correct in this belief.
Unfortunately the vast majority of mothers are not equipped with the
information they
need to use these first few months to their child's best advantage,
and to make the first six
years of life as stimulating and rewarding as they could be—and should be.
New cars come with owner's manuals—new babies do not—and yet we all know that
babies are a great deal more important than cars. To be sure, there
are manuals for the feeding and changing of babies. There are books
about the general stages of development
that can be observed in average, healthy children.
But these aids are based on two main underlying assumptions. The
first is that baby's
needs are primarily physiological and emotional. The second is that
baby's development
is triggered by the ringing of a series of genetically preset alarm
clocks that go off on
schedule regardless of what does or does not happen to him.
These assumptions are false.
It is perhaps because of these false assumptions that modern babies
are being raised
by accident instead of on purpose. That is a great shame because the growth and
development of the human child is much too important to be left to chance.
It is also because of these false assumptions that mothers have
increasingly been
persuaded, against their better judgment, to let their babies be cared
for by others.
A baby's natural, inborn human potential is enormous.
If it were true that babies simply need to be fed and changed and
cuddled a bit, and
nothing more, then society could safely put babies together like so
many little sheep with
one caretaker for many babies. This model was in fact established and
used by the
Soviets.
But babies are not little sheep. It is true that they have
physiological and emotional
needs, but beyond these they have enormous neurological needs as well. This
neurological need is the need of the brain for stimulation and opportunity.
When these neurological needs are fully met, the child's physical and
intellectual
abilities are enhanced.
If, on the other hand, the baby's neurological needs are not met, and
if barriers that
may stop or slow brain growth and development are not noticed and
eliminated, the child
will not achieve that enormous natural human potential.
Every baby arrives equipped with a mother—there is good reason for that. Every
mother, whether she is new to the job or highly experienced, has a
marvelous ability and
opportunity to observe her baby, and then to act intuitively based on
her observations.
On her worst day she will do this better with her own baby than most
others would do
on their best days. This helps to explain why mothers have always
been suspicious of the preset alarm
clock theory of development. They have seen their babies defy its
supposedly unalterable
schedule.
Mothers have been equally skeptical of the notion that human ability
is predetermined
by one's genetic make-up. From time immemorial, mothers and fathers
have helped their
children develop abilities that neither father nor mother nor
grandparents ever had.
Mothers have known more about babies than anyone else since the world began.
It is mothers who have successfully brought us from prehistoric caves
to the present.
However, the modern mother faces a very large problem: her own
possible extinction.
She has the same powers of observation, the same intuition, the same
instincts, and
the same love for her baby that mothers have had throughout human
history. But she is
threatened by a world in which it is no longer safe to be a mother. In
this world she must
battle to keep her baby by her side from the instant he is born. In
this world she is often
told that her baby is better off in a nursery than in her arms.
It is a world in which it is no longer considered fashionable or
useful to be a mother.
Mothers know that there is something very wrong with a society that no longer
respects mothers and has little time or interest in the development of
its youngest and
most vulnerable members.
When a new mother does win that first battle, and finally gets her
hands on her own
newborn baby with everyone else out of the room, she does what all
mothers have always
done. She starts counting: ten fingers, ten toes, two ears, one mouth.
She begins an inventory to evaluate her own baby. She makes certain
that he has
arrived with everything he should have and that he is functioning as
he should function.
Since she knows how to count she does not need any help with her
first inventory.
But once that is completed, she is on her own. She looks into the eyes
of her baby and to
her utter astonishment and amazement she sees an intelligence for
which no one has
prepared her.
Father sees it too. For a moment they are stunned. They are overwhelmed by the
potential they sense in the baby, and by the responsibility they have
undertaken. They
make a thousand unspoken promises to their new baby. They will more
than likely keep the majority of those promises. Sadly, the most
important promise, the one about helping the baby to become the best
he can be, may
elude them, simply because mother and father do not know how to help
bring this about.
They have been told about how to provide for the physical growth and
health of the
baby, and something about his emotional needs, but the world has
little awareness and
hardly any respect for the real potential of the baby.
"Feed 'em and love 'em," a better-than-average doctor may have told them, but
probably no one told them about helping the baby learn. They have been
told that there is
plenty of time to think about that when the child goes to school. Some
have even told
them they are damaging the baby if they help him to learn too soon,
before the baby is
"ready."
The truth is that such delay wastes his six most important years.
Sadly, many mothers
and fathers have been intimidated by the world around them. Our goal
is to help parents
provide for the growth and development of their babies in the fullest
sense. Parents need
to know what is important and what is not important.
Armed with this knowledge, mother and father can combine it with their unique
knowledge of their baby to create an environment that addresses both
the baby's basic
survival needs and the needs of his developing brain.
This book is the story of how to give a baby a running start at
achieving his full
potential. Its aim is to help parents understand the process of brain
growth and
development in the newborn baby, so that parents are able to create an
environment that
enhances and enriches that growth and development.
From How Smart Is Your Baby?
Copyright © 2006 by Janet Doman

BE YOU OWN BOSS

BE YOU OWN BOSS
BE ENTERPRENEUR, EARN MONEY

Labels

bebek (40) bakıcı (8) bakıcı devir işlemleri (8) doğum (8) işe başlamak (7) bebeğim (6) doğumgünü (6) işe dönmek (6) anne özlemi (5) girişimcilik (5) annelik (4) baby (4) bebek oyunları (4) emzirme (4) hamilelik (4) işbaşı (4) montessori (4) orff (4) çalışma (4) çocuk (4) Chicco Polly (3) annemi istiyorum (3) aşk (3) beklemek (3) children (3) doğum izni (3) evde kalmak (3) for mom (3) girişim (3) izmit (3) mutluluk (3) zeka (3) ömer (3) 15 ay (2) 6 ay (2) Formula 1 (2) aile (2) aktivite (2) alerji (2) araba (2) astim (2) bayram (2) bebek hareketleri (2) bebekle tatil (2) bilim (2) blog (2) cocuk (2) destek (2) deterjan (2) doğum sonrası (2) evde başbaşa (2) evlilik (2) hayat (2) hikaye (2) iş sanat (2) kendime dair (2) kids (2) küçük insan (2) okul (2) oyun oynama (2) parti (2) pazar (2) pick up (2) reasons to have children (2) sabun (2) son gün (2) turkey (2) yatak (2) yenge (2) yeni haberler (2) yetenek (2) İŞ (2) 0-3 years (1) 12 ay (1) 1215 (1) 17 Şubat (1) 2010 (1) 27 eylül (1) 7 ay (1) 9 ay (1) ADD (1) AFS (1) BRANDMAIL (1) Bulent Madi (1) CIA (1) DEGISIMI (1) DOĞAL MAKYAJ (1) Ferrari (1) Fila Motion 9 (1) H1N1 (1) IRAZ (1) KULTUR (1) LOVE (1) NUDE (1) OGRENCI (1) PUPA (1) TURK (1) Türkiye'de (1) VAKFI (1) Yaş otuz (1) affet (1) agaç (1) all star (1) alternatif eğitim (1) altı aylık (1) anaokulu (1) anksiyete (1) arada kalmak (1) arasta (1) arkadaş (1) astım (1) atölye (1) avusturya lise (1) ayrılma fobisi (1) ayrılma ile başa çıkma (1) ayrılma kaygısı (1) aşı (1) babycenter (1) başarmak (1) bebek ayakkabı (1) bebek bezi (1) bebek odası (1) bebek sahibi olmak (1) bebekle yurtdışı (1) bebeğimi bırakmak (1) bebiş (1) bekarlık (1) beklediğim an (1) belgesel (1) berbat sipariş (1) bezi (1) birthday (1) blogspot (1) bronsit (1) burak büyükdemir (1) burger king (1) business plan (1) buğday (1) canlı yayın (1) canım (1) censor (1) chicken (1) coach (1) converse (1) darıca (1) deneyim (1) dernek (1) devam (1) devrim (1) değer (1) değiştirme (1) diaper (1) dikkat bozukluğu (1) discipline (1) diş buğdayı (1) diş hediği (1) dj (1) dogumgunu (1) doktorum (1) domuz giribi (1) doruk (1) doğa dostu (1) doğum günü (1) dönüm noktası (1) düzen (1) e-ticaret (1) e-tohum (1) edirne (1) education (1) egitim (1) emerek uyuma (1) enerji (1) enterpreneur (1) eskişehir (1) esra (1) esumom (1) evlendik (1) evlenmek (1) ezel (1) eğitim dostları (1) fabrika (1) feng shui (1) firsat (1) geldi (1) geliştirici (1) geliştirme (1) gezi (1) giden (1) girls (1) gitme vakti (1) gitmek (1) gizem (1) global warming (1) goethe (1) goran bregovic (1) grow (1) grubu (1) hafta hafta (1) haftasonu (1) hafıza (1) haklari (1) hammaddeler.com (1) hanımın (1) hasta (1) hastalık (1) hayat hikayem (1) hayvanat bahçesi (1) hayır (1) hedef (1) hedik (1) hediye (1) herşey (1) heyecan (1) hiperaktif (1) hiperaktivite (1) his (1) hobi bahçesi (1) home office (1) hıdırellez (1) icat (1) indu (1) ipek (1) israil (1) istemek (1) istemiyorum (1) italya (1) iş planı (1) kader (1) kadin (1) kahvaltı (1) kahve (1) kalem (1) kalorifer (1) kangoo (1) karada (1) karanfil (1) keskin (1) konser (1) konu (1) kosgeb (1) kostum sitesi (1) krep (1) kurban (1) küresel ısınma (1) kütahya (1) kıpırtı (1) kış (1) lamba (1) lastik (1) life (1) like (1) lisans (1) lohusa (1) lohusalık (1) mama sandalyesi (1) marmaray (1) merkez (1) merkezi (1) midpoint (1) milano (1) mimar (1) mucize (1) mumpreneur (1) mühendis (1) mümkün mü? (1) müzik (1) nefes (1) nikah (1) ninni (1) nişan (1) norveç (1) nurturia (1) ocos (1) oncesi (1) onur erol (1) open blog (1) oyun (1) oğlum (1) paktuna (1) park (1) pasaport (1) pedagoji (1) peer gynt (1) piano (1) picasaweb (1) plan (1) plus syn (1) polymer (1) premature (1) psychology (1) put down (1) ralli (1) referandum (1) reform (1) robinson (1) rocker (1) sabiha (1) sabunagaci (1) sabunagacı (1) salıncak (1) sanayi (1) sapanca (1) sayi (1) schulwerk (1) science (1) science at home (1) secret (1) seminer (1) seyahat (1) sigara (1) sir (1) site (1) soapnut (1) soguk (1) sonbahar (1) sosyal medya manyağı (1) squidoo (1) stumble (1) sultanlık (1) sunnet (1) sürüş (1) tahta (1) temizlik (1) ticaret (1) tips (1) toddler (1) toros (1) tracy hogg (1) tumbletots (1) tuzlu (1) twinkle (1) uyku (1) van (1) vinç (1) vücut (1) waldorf (1) walker (1) yahyakaptan (1) yanar (1) yapmak (1) yaprak (1) yaratıcı (1) yaratıcılığın gelişmesi (1) yardım (1) yarı doğumdünü (1) yarı yaşgünü (1) yatır kaldır (1) yeni yıl (1) yer yatağı (1) yoğurt (1) yurtdışı (1) yüksek lisans (1) yıldönümü (1) yıldız (1) zaman (1) zeynep (1) ÜZE (1) çarşaf (1) çiftliği (1) çin astrolojisi (1) çin falı (1) çocuk program (1) çocuk sahibi olmak (1) çocuklar (1) çocuğu (1) çocuğuma dokunma (1) öksüz (1) öss (1) özlemek (1) ülke (1) üretim (1) üstün (1) ıspanak (1) ısparta (1) ışık (1)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı