22 Haziran 2011 Çarşamba

Hiperaktif Çocuklar ve Aslında Dikkat Bozukluklarının Ardında Yatan Nedir?

Şifalı pedagoji uzmanı, çocuk terapisti ve yazar Henning Köhler ile bir söyleşi


Başkalarıyla birlikte Nürtingen’de kurduğu “Janus Korczak Enstitüsü”nde ambulant pratisyen çocuk terapisti ve şifalı pedagoji uzmanı olarak çalışıyor, 1951 doğumlu. “Bu dünyada çocuk olmak” konulu pek çok kitabın yazarı.
“Geçen zaman içinde örselediğimiz bu dünya, artık çocuklara göre bir dünya olmaktan çıktı. Güç ilişki kurulan çocuklar olarak sözü edilenler, aslında davranış bozukluğu göstermezler, tersine davranış bozukluklarının sonuçlarına maruz kalıp acı çekenlerdir. ADS ya da Legasteni (bu yapıntıların bilim kuramsal inanılırlık yetersizliğinden haberi olan pek az insan var) gibi adlandırmalar, çocukluk dünyası ile erişkin dünyası arasında gittikçe daha düşmanca olmaya başlayan bir yabancılaşma sürecinin alarm veren işaretleri. O nedenle acilen bir rota değişikliğine ihtiyacımız var. Çünkü hiperaktif bir çocuğa sahip olmak bir şanssızlık değil. Şanssızlık, hiperaktif bir çocuğu olmanın şanssızlık olarak nitelendirilmesinde.” diyor şifalı pedagoji uzmanı ve çocuk terapisti Henning Köhler.
Bay Köhler, ADS kavramının ardında ne var?
Bunun ardında “Dikkat Yetersizliği Sendromu” denen çirkin kavram yatıyor. Aslında ADS, günümüzde beklenen ölçüde yoğunlaşamayan ve uyum sağlayamayan çocuklar için kullanılan bir toplu tanım. Bu çocukların çoğu sarsak, itaatsiz, yerinde duramayan küstah tipler, bir bölümü de sessiz, sakin ve hülyalı. Sözüm ona ADS’li denen çocukların bir eksiklikleri olduğu savı, bu haliyle bilimsel araştırmaların sonucu değildir, tersine araştırmalara eklenen ve onlara, haklı çıkma temeli olarak hizmet eden bir ön kabul, bir önyargıdır. ADS kavramını şöyle açıklayabiliriz: Burada, sapan bir algılama ve iletişim stili söz konusudur. En ince nöron yapılarına kadar, görece ender, ama görünüşe bakılırsa gittikçe daha sık ortaya çıkan değişik bir zeka tipidir. Bunların da itinalı, korumalı bir desteğe ihtiyacı vardır. Aksi takdirde, kesintisiz doyumsuzluk yaşantıları oluşabilir. Bu doyumsuzluklar da bu kez toplumsal davranış sorunlarının hızla yükselmesine yol açabilir.
....
..
Bu çocukları ilaçlarla sakinleştirmek sorumsuzluk değil mi?
Evet, hem de fazlasıyla. Gittikçe daha fazla sözde ADS’li çocuğun daima daha erken yaşta Ritalin gibi
bilinci değiştiren ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılması bir skandal! On binlerce okul çocuğu, kahvaltıda ya da teneffüste üzüm şekeri tableti gibi Ritalin yutmakta. Oysa etkin maddesi olan metil fenidatın uyuşturucu madde yasasına girmesi boşuna değildir.
Bu madde amfetamin ve kokaine çok yakındır. Ekindeki kullanım talimatında olası istenmeyen yan etkiler listesinde, tam liste olmamakla birlikte, dehşet verici ifadeler okuyoruz. Buna ek olarak, olgunlaşmakta olan çocuk organizması, her tür zehire, tamamen olgunlaşmış erişkin organizmasından çok daha duyarlı yanıt vermektedir.
Ama satışlar, her yıl yüzde yüz artmaktadır. Üstelik, sonradan ortaya çıkabilecek olası ağırlaştırıcı sonuçlar henüz yeterince güvenilir biçimde araştırılmamıştır. Bu tür endişeler teyid edilmeyecek olsa bile, yine de şu gerçek yeterince dehşet verici: Davranışları beklentilere uymayan yüz binlerce çocuk, yegane hedefi onları uysallaştırmak olan bir uyuşturucu almaktadır. Anne-babaları teşhir direğine bağlamak istemiyorum asla. Benim için önemli olan ölçü. Eğer bu ilaç, sadece aşırı zorunlu ve çaresiz durumlarda istisna olarak kısa bir süre için geçiş döneminde kullanılıyor olsa, haydi neyse, sorunumuz olmazdı. Ama Ritalin modası, işin içine nüfuz etmeyi öğrenmemiz gereken bir ruhsuzluğun sonucudur. Ve ADS-mitosunu yaratan da aynı ruhsuzluktur.
Burada yanlış olan nedir?
Bugün çocuk gelişiminin standartlarından sapmaları, hoşgörü ve saygıyla karşılamaktan ne yazık ki çok uzak bir hayalet tarafından yönlendiriliyoruz. Çocuğun içindeki çocuğu zamanından önce kovalayıp çıkarmak hiç iyi değil, yoksa yaşamın güç kaynaklarını kurutmuş oluruz.
Çocukların çoğu, bu çocukluktan uzaklaştırıldıkları dönemde acı çekiyor ve bu nedenle yardıma ihtiyaçları var. Kendilerini sıkı sıkıya bağlanmış, kısıtlanmış, dar sokağa sürüklenmiş, ayaklarına kurşun bağlanmış, doyumsuz, telaşlı ve aşırı yüklenilmiş hissediyorlar. Ama genellikle hiç yardım alamıyorlar. Daha çok ilaçlarla sakinleştirilip susturuluyorlar. Bir çocuk istediği kadar hareketli, canlı ve korkusuz olsun, istediği kadar güçlü ruhsal direnme gücüne sahip olsun, kendisi için en önemli olan dayanıp güvendiği kişi, onda kusurlu veya engelli bir birey görüyorsa, bu zamanla derin, kalıcı bir güvensizliğe yol açmaktadır. Kendine değer verme duygusu zedelenmekte; ve bu süreci ileri safhalarda yeniden geri döndürmenin hiç olanaklı olmadığını, hepimiz biliyoruz.
Peki, ilaç olmadan da terapi olanaklı mı?
Evet, toplumsal sıcaklık, anlayış, değer bilirlik, itinalı pedagojik kılavuzluk ve çocukların güçlü yanlarından başlayan bir teşvik sağlanabilirse elbette olanaklı. Güç yaklaşabildiğimiz çocuklara cesaret, güven duyguları verebiliriz.
Masallarda gerçek “Ben”i simgeleyen “en genç” kahramana, gezgin delikanlıya yol göstericileri tarafından armağan edilen sihirli nesneler, ona en zorlu durumlarda yardımcı olurlar. Dürüst, sevgi ve şefkat dolu samimi değer bilirliğimizle çocuğun ruhuna böyle armağanlar aktarabiliriz. Bu tutum, sınırlar koymak gerektiğinde bizi kısıtlamaz. Çocuklarımızın gerçek yeteneklerini tanıyabilirsek, onların kendilerine güvenmelerine yardımcı olabiliriz. Oysa Ritalin, çocuğun kendi kendine yabancılaşmasına yol açar. Illinois Üniversitesi’ndeki Çocuk gelişimi ve çocuk davranışları Enstitüsünde yapılan bir araştırma kapsamında, çocuklara duyguları sorulmuş. Çoğu, bu ilacı almayı reddediyor  ya da ilaçtan nefret ediyordu. En sık dillenilen nedenler; oyun oynama sevincini yitirmelerine yol açması, onlara hüzün vermesi ve sanki yabancı bir şey tarafından idare ediliyormuş duygusuna kapılmaları ve kendi kendini tanıyamama duygusuydu.
Bu Ritalin modası nasıl durdurulabilir?
Bence ergin yetişkinler olarak bu konuyu bizzat ele almamız ve en alttan itibaren  “Ritalin mi – HAYIR – TEŞEKKÜRLER”  hareketi başlatmamız gerekiyor. Bu tartışmalı ilacı damgalamak değil amacım; aşırı durumlarda Ritalin geçici bir destek opsiyonu olarak kalabilir.
Bu konuda özgürce karar verebilen erişkinler, bu ilacı alabilirler istiyorlarsa. Ama lütfen çocuklarımızı buna karşı koruyalım! Ritalinin yaygın ve kısmen de hiç eleştirel olmayan kullanımı ile,  çocuk yaşlarda alındığı zaman beyin gelişimine yaptığı etkiler ve uzun vadede ortaya çıkacak sonuçlar konusunda bilinenlerin azlığı arasında göze çarpan bir çelişki bulunmaktadır. Bununla ilgili sistematik araştırmalar eksiktir. Parkinson hastalığı gibi sonradan ortaya çıkabilecek ağır hasar kuşkusu, şimdiye kadar gücünden bir şey kaybetmemiştir.
Bunun yerine siz hangi terapiyi salık verirsiniz?
Her şey doğallıkla yaşanıyor olsa, bu çocukların terapiye ihtiyacı olmazdı. Çünkü maskesiz çocuk olmak, nereden bakarsanız bakın patolojik, yani hastalıklı bir şey değildir. Ama doğal olan bir şey yok ki. O nedenle günümüzün Ludwigleri, Michelleri ve Momoları yeniden kendilerine güvenebilmek için ve sürünerek yaklaşan katlanma ve vazgeçme duygularına karşı ruhsal bakıma, desteğe, avutucu ve güç verici, değerbilir kılavuzluğa ihtiyaçları var.  Sonra ikinci sırada belki konsantrasyonu teşvik edici ve davranışları şefkat ve incelikle düzeltici önlemler göz önüne alınabilir. Ama her şeyden önce, gittikçe daha olumsuz hale gelen bir kendilik duygusunun ya da imgesinin gelişme süreci kırılmalı ve tersine çevrilmelidir. Ancak son zamanlarda her ne kadar rahatsızlık verse de, sağlıklı çocukça yaramazlıklar, küstahlıklar olduğunu, ama bunlara biz eğitimcilerin ve anne-babaların düşmanca bakmaması gerektiğini, tersine farkına vararak yaratıcı yollara yönlendirebileceğimizi ve bunun becerilebileceğini unuttuk sanki. İşlevsel olmak, akıllı olmak, kendini kontrol altında tutmak, başarı ölçütlerine göre davranışlara maruz kalmak; bunların hepsi de bir çocuğu zamanla çileden çıkarır. Çocuklar şöyle ya da böyle isyankardır, şakacı, utanmaz, maceracıdır, dikkatsiz, disiplinsiz, şaklaban, inatçı, hayalci, gerçeklere yabancıdır, ölçüsüz, mantıksız, düzensizdir, saygısız, tepkisel, kolaylıkla yönlendirilebilir, kavgacıdır, önceden kestirilemez ve nankördür. Zaman zaman biri ya da öbürüdür. Çocuk eğitimiyle uğraşmak isteyen biri, sözü geçen bu niteliklere prensipte sempati duyabilmelidir. Çocuğun içindeki çocuğu zamansızca çıkarmaya çalışmamak gerekir, aksi takdirde yaşam için gerekli kuvvet kaynaklarını kurutmuş oluruz. Zamanımız bu niteliklere sempati beslemiyor, tersine onları gammazlıyor ve suçluyor. İşte bu, çocukları hasta ediyor. Benim istediğim, çocuklarımıza bakışımızı özgürleştirmemiz ve böylece günümüzde çektikleri gerçek yoksunluğa bakışımızı bağımsız hale getirmemizdir.
Anne-babalar ne yapabilir?
Her şeyden önce, onları kendi çocuğunun arkasında bir kaya gibi durmanın yanlış olduğuna ikna etmeye çalışanlara kulak asmamaları önemlidir. Tam tersine. Çocuk geriye dönüp baktığında, “o zamanlar, herkes beni yapayalnız bıraktığında, annemle babam hiç sarsılmaz biçimde benim tarafımı tuttular” diyebilmek çok kuvvet verici bir duygudur. Bana, “olduğum gibi onlar için değerli olduğumu” hissettirdiler. Benim yerime asla başka bir çocukları olsun istemediklerini, söylediler” duygusunu yaşayabilmek çok önemlidir.
Demek ki, yaşamda çocuğun bireyselliğinin en içteki ana motifi için bir sezgi geliştirmek önemlidir. Bunun bir koşulu vardır; her tür değerlendirmeden kaçınmak zorunludur. Ancak o zaman çocuğun baştan sona kendine özgü, başka bir şeyle karşılaştırılamaz stili için bir algılama dağarcığı geliştirebiliriz.  Bunu başarabildiğimiz ölçüde, çocuk kendini güçlenmiş, desteklenmiş, korunmuş hisseder. Anne-babaların ve eğitmenlerin, hiperaktif çocuklarla karşılıklı çalışmada belli bir sarsılmazlığa ve rahatlığa ihtiyaçları vardır. Bu, alıştırma olmadan becerilemez. Çünkü ancak kendi içimizde tutunacak bir yerimiz varsa, çocuğa da tutunacak bir yer olabiliriz. Binlerce komut vermek ve yüz binlerce sınır koymak yerine, o zaman yalnızca orada, yanında bulunmaklığımızla düzenleyici, doğrultucu ve sırtını güçlendirici bir etki yapabiliriz.
Hiperaktif çocuklarda özel olan nedir? 
Bu çocuklar aşırı oyunbaz çocuklardır. Aralarından motorik bakımdan fazlasıyla aktif olanlar, yani Astrid Lindgren’in Lönnebergalı Michel’ine benzeyenler, en çok dışarıda esip savururlar. Çevreyi araştırırlar, yapılabilecek her şeyi denerler, çukur kazarlar, kürek çekerler, tırmanırlar, zıplayıp hoplarlar, el işleri yaparlar, araştırırlar, bir şeyler toplarlar. Bu onların dünyasıdır. Büyük araziye dağılarak oynanan oyunları ve maceracı gezileri de severler. En çok da bunları başkalarıyla birlikte yapmayı isterler. Buna karşın sessiz, sakin ve hayalci olanları, yani bize Michael Ende’nin Momosunu anımsatanlar, daha çok yalnız olmayı severler ve büyülü bir biçimde gerçeklikle iç içe geçen bir içsel dünyada yaşarlar. Ama Ritalin, bu çocukların çoğunda, bütün bunlara karşı heves ve heyecanı öldürür. Sevinç ve neşe kalmaz olur. Bunu şöyle görmeli: Bir çocuğa Ritalin verilir; ondan sonra okulda işlev görür, ama artık oyun oynayamaz! Çocuklar için gönlünde yer olan insanların, bu ilaca karşı çıkmak için, aslında başka bir bilgiye de ihtiyaçları yoktur.
Hiperaktif çocuklar, kolayca dikkati dağılabilen çocuklardır denir. Aslında hafif bir yönlendirilebilirlik prensip olarak çocuğun niteliklerinden biridir. Ama neden daima ve yeniden yalnızca olumsuz yönlerin altı çiziliyor? “Kolaylıkla dikkati dağıtılabilir” yerine, “dünyaya taşkın ilgi duyan”  ibaresi kullanılabilir. Ben bu çocukları seve seve araştırıcı ruhu olan çocuklar olarak tanımlıyorum.
Onların temel kuralı, arayıştır, araştırmaktır. Bundan sonra ne keşfedebilirim? Dünyanın bana hazırladığı daha ne sürprizler var?  der gibidirler. Daima her şeyi merak ederler, her şeye ilgi duyarlar. Bazen bu bize gerçekten fazla gelebilir. Ama bu özünde harika bir özelliktir. Araştırıcı ruhu olan bu çocuklara, dikkat yetersizliği damgası vurmak aslında büyük yanılgıdır. Onlarda olan ve her öğretmenin bilmesi gereken şudur: Onlar dikkatlerini bir şeye, bir sürece ya da bir insana yönelttikleri zaman, bunu olağandışı yoğun biçimde yaparlar.
Arayışçı ruhu olan çocuklar kendilerinin manipule edilmesine izin vermezler ve her tür maskenin, her tür dillenilmemiş ard niyetin  farkına varırlar.  Psikolojik oyunlarla çalışmaya kalkışan erişkinlere, acımasız biçimde tepki gösterirler. O nedenle anne-babalar daima kendilerine, acaba ne istediğimi gerçekten biliyor muyum, ve bunu neden istediğimi biliyor muyum diye sormalılar. Erişkin insan kendi konusundan bütünüyle eminse, ondan çocuğun da sezdiği ve algıladığı bir ikna gücü yayılıyor olur.
Bu çocukların özellikle neye ihtiyacı var?
Arayışçı ruhu olan çocuklar için her şeyden önce çevrelerinde sakin, ürkmeyen insanlar bulunup bulunmaması önemlidir. Kendisini çocuğun bu davranışları karşısında tehdit altında hissetmeyen, tersine onunla seve seve birlikte olan insanlara ihtiyacı vardır. Bütün çocuklar gibi onların da duygusal sıcaklığa ve değer verilmeye, itinaya, küçük, belirlenmiş ve korunmuş bir dünyaya, korunaklı bir limana ihtiyacı vardır. Moral bakımdan örnek alıp yön bulabilecekleri yakın bir insana ihtiyaçları vardır. Tutarlılık gereken yerde tutarlılığa ve özgürlük verilebilecek yerde özgürlüğe ihtiyaçları vardır. Yaşadıkları ortamda birbirleriyle sevgi alış verişinde bulunan, ya da en azından birbirine saygılı davranan insanlar olmalıdır. Zamana ve mekana ihtiyaçları vardır. Ancak bu destekleme, soyut bir ortalama normdan en küçük bir sapmaya bile izin vermek istemeyen ve hemen düzeltme yapan  zamanımızın çılgınlığıyla çelişmektedir.Günümüzde, hele hiperaktivite sorunu bağlamında ayrıca kendiliğinden gelişen oyunlar için yeterince serbest mekan bulunmasına özen göstermelidir, böylece çocuklar doğal hareket içgüdülerini yaşayabilmelidir ve bol bol doğayla temasa geçebilmelidir. Ayrıca medya seline karşı, yeterince uzun bir süre korunmalıdırlar.
Anne-babalar araştırıcı ruhu olan çocuklarına nasıl davranmalıdırlar?
Anne-babalar durum izin verdiği ölçüde, birkaç olanağı seçime sunmalıdır: “ Bugün öğleden sonra gezmeye gidebiliriz, bahçede çalışabiliriz ya da oyun oynayabiliriz. Belki önce biraz bahçede çalışırız, sonra oyun oynarız, sonra da pizza yaparız. Ne dersin?”
Böylece çocuk, kendi isteğine saygı gösterildiğini ve kendi görüşüne önem verildiğini yaşayarak anlar. Ancak, örneğin ev ödevlerinin hemen yemekten sonra ya da öğle tatilinden sonra yapılması gibi kaçınılmaz olan şeyler hakkında pazarlık filan yapılmamalıdır. Anne-babaların her şeyden önce kendilerini çocuğun çeşitli ufak tefek düzensizliklerine, ihmalkarlıklarına ve unutkanlıklarına karşı belli bir hoşgörü ve anlayış gösterecek biçimde eğitmeleri gerekmektedir. Bununla bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler tutumu öneriyor değilim. Ama bu gibi şeyler konusunda fazla heyecanlanmak, aile havasını zehirler. Üstelik etkisi de sıfırdır. Arayışçı ruhu olan çocuklar, en yakın çevrelerinde düzeni korumayı ancak yavaş yavaş öğrenirler. Bunun dışında çocuğa bir bakışta kapsamını kavrayabileceği belli sayıda küçük ödevler vermeyi salık veriyorum. Anne-baba çocuktan güvenilirlik beklememeli, tersine kendileri bunu çocuğa sunabilmelidir. Örneğin, öğlenleri masayı birlikte toplayabiliriz. Akşamları ise, ertesi gün sabah strese girmemek için, ufak  tefek hazırlıklar yapabiliriz. Her Çarşamba 13:00dan 13.30a kadar beraberce çocuk odası toplama saatidir. Burada önemli olan, anne-babanın sakin ve tutarlı davranmasıdır.

Bundan başka düzenli gündelik akışa dahil olan neler var?

Gündelik ve haftalık akış içinde her şeyden önce, içinde insanlar arası sıcaklığın olduğu ve yaşandığı güvenilir zaman adacıkları yaratmaktır. İki kişilik beraberlik adacığı, aileyle birlikte olma adacığı gibi. Çünkü gerçek terapi aslında ilişkilerin beslenmesi ve sürdürülmesidir. Sabah güne başlama sevgi ve şefkatle biçimlendirilmişse ve akşam gün biterken güzel bir masal, geri dönerek güne bakış, müzik ve dua örneğin, herkes için – (anne baba için de) – bir vaha olabilir. Arayışçı ruhu olan çocukların sorunu, aniden uykuya dalmaları ve zıp diye uyanmalarıdır. Bu nedenle geçişleri biçimlendirmek önemlidir. Bu onlara bambaşka bir yaşam duygusu verir. Aile yaşamındaki diğer parlak anlar şöyle olabilir: bir kurabiye yapma ikindisi – örneğin her Salı fırında bir şeyler pişirilerek sonra afiyetle yenir. – haftada bir öğleden sonra daima masal veya oyun oynama günü; bir kukla oyunu günü, – yılın her mevsiminde, her türlü havada, bir ormana gitme günü. Veya her ikinci cumartesi çocuk biraz uzun uyanık kalıp sonra yatmaya gidebilir. Oyun oynayabilir, müzik dinleyebilir. Sonra kurabiye, kek yenir ve sütlü kakao içilir, en sonunda da bir gece yarısı masalı anlatılır.
İtiraf etmeliyim ki, arayışçı ruhu olan çocuklarla şu veya bu nedenle tartışma çıkmadan geçen bir gün çok enderdir. Ama akşamları anne-baba ile çocuklar günü kapatırken, ikilik ve ayrım yaratan her şeyin sembolik olarak çöpe atılması ve gece melekler tarafından boşaltılmasına niyet edilmesi çok iyi olur. Bu duygusal bir barışma seremonisi filan değildir, tersine yalnızca gecenin içine eski, geçmişte kalmış çekişme ve tartışmaları taşımamak amacıyla yapılır. Yarın, yeni bir gündür ve onun iyi bir gün olmasına niyet ederiz.

Alıntı: http://www.egitimsanatidostlari.org

20 Haziran 2011 Pazartesi

tatil dediğin..

İstanbul dayız..Ömer ile annemlerde..
çok özlemişim istanbul'u ama evden dışarı çıkamıyoruz..
Bebekle tatil dediğin Bebek ömer ise bu kadar oluyor..Merter'de gezdik eve geldik o kadar. Bugün düğün yıldönümümüz 2.ci.. Taksime gidecektik.. Bir başka bahara erteledik..
İzinden izle rböye işte..

Hmm deniz tatilimize mi ne oldu ?hani en son ömer doğmadan gördüğüm denix mi o? son kez balayında gördüğüm sonra hamile oldugumu ogrendiğim deniz..

bu seneki şirketin italya ya göndermesiyle bir başka bayram tatiline erteledik..:)

optuk
herseye rragmen oglumlayım işte bana tatil bu :)

9 Haziran 2011 Perşembe

Çalışan anneler için kreş desteği geliyor.

Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) ile Çalışma Bakanlığı'nın
üzerinde çalıştıkları yeni sistem ile devlet çalışan annelere destek
olacak. Kamu, çocuğunu kreşe veren çalışan annelerin masraflarının bir
kısmını ödeyecek.

KAGİDER Başkanı Gülden Türktan, 1-6 yaş arasında çocuğu bulunan
çalışan kadınların kreş maliyetinin 300-400 lirasını kamunun ödeyeceği
yeni sistem ile, kadınların iş hayatında aktif şekilde rol almasının
önünün açılmasının planlandığını söyledi. Yeni kreş sistemi devreye
girdiğinde, çalışan anneler mahallelerindeki kreşe çocuklarını vererek
ücretini ödeyecek. Anne, kreş ücretinin ödemesini yaptıktan sonra
faturayı işyerine verecek. İşveren bu parayı kamudan alıp anneye
ödeyecek. Türktan, "Eğer kreş ücreti 300-400 liradan daha fazlaysa,
üstünü çalışan anne verecek" dedi.


Bakan Desteği


İstanbul'da kreş ücretlerinin aylık bin lira civarında olduğu
düşünüldüğünde, bu sistem ile kreş ücretinin yarısına yakınını devlet
ödeyecek. Türktan, kreş sisteminin AK Parti'nin seçim bildirgesinde de
yer aldığını belirterek, "Çalışma Bakanımız Ömer Dinçer projeye
pozitif baktı, destekleyicisi oldu" şeklindekonuştu.


İhtiyaç Duyuluyor


Projenin devlete uzun dönemde maliyetten ziyade kâr getireceğinin
altını çizen Gülden Türktan, söz konusu proje ile işveren-aile
ilişkisinin güçleneceğini ifade etti. Birçok ülkenin kreş konusunda
kendi sistemini kurduğuna değinen KAGİDER Başkanı Türktan, Türkiye'de
de bu tür bir sisteme ihtiyaç olduğunu sözlerine ekledi.


Çocuk İşe Engel Oldu


TÜİK'in verilerine göre; 2010′da işgücünün 18 milyon 257 bini erkek, 7
milyon 383 bini kadınlardan oluştu. Evli kadınların istihdam oranı
yüzde 24.2 iken, hiç evlenmemiş kadınların oranı yüzde 28.3.
Kadınlarda, işgücüne dahil olmama nedeni yüzde 62 oranında ev işleri
ve çocuk olarak gösteriliyor.

7 Haziran 2011 Salı

How Smart Is Your Baby? From the Book 1st Chapter

What Mothers Know

From the moment a baby is born, a struggle begins. Mother does her
best to keep her
baby close to her, and the world does its best to separate mother from baby.
This is a mistake because mothers are the best teachers in the world
for their babies.
It starts with the well-meaning hospital staff who often whisk the
baby away to a
nursery far from mother. Later, there are the professionals who are
certain that a twoyear-old is better off in a day care center than
home with mother. On their heels comes
the school system where the child will spend the better part of his
life to age 18.
Educators now say they want the child at the age of five, four, or even three.
There are strong forces at work to separate mother from child, and
most people have
come to regard each of these encroachments on mother's domain as
normal. It is as if that
is the way it has always been.
But hospital nurseries, day care centers, and even compulsory
education are not the
way it has always been for mothers and babies. They are newfangled
notions, and a
radical departure from the age-old human tradition of children being
with their mothers
until they are ready, willing, and able to handle life on their own.
In contrast to these patterns of modern society, all mothers know
intuitively that the
first six years of a child's life are the most important.
In this they are absolutely correct.
Most mothers know that the first few months of life are vital to the
life-long wellbeing of their children.
Again they are correct in this belief.
Unfortunately the vast majority of mothers are not equipped with the
information they
need to use these first few months to their child's best advantage,
and to make the first six
years of life as stimulating and rewarding as they could be—and should be.
New cars come with owner's manuals—new babies do not—and yet we all know that
babies are a great deal more important than cars. To be sure, there
are manuals for the feeding and changing of babies. There are books
about the general stages of development
that can be observed in average, healthy children.
But these aids are based on two main underlying assumptions. The
first is that baby's
needs are primarily physiological and emotional. The second is that
baby's development
is triggered by the ringing of a series of genetically preset alarm
clocks that go off on
schedule regardless of what does or does not happen to him.
These assumptions are false.
It is perhaps because of these false assumptions that modern babies
are being raised
by accident instead of on purpose. That is a great shame because the growth and
development of the human child is much too important to be left to chance.
It is also because of these false assumptions that mothers have
increasingly been
persuaded, against their better judgment, to let their babies be cared
for by others.
A baby's natural, inborn human potential is enormous.
If it were true that babies simply need to be fed and changed and
cuddled a bit, and
nothing more, then society could safely put babies together like so
many little sheep with
one caretaker for many babies. This model was in fact established and
used by the
Soviets.
But babies are not little sheep. It is true that they have
physiological and emotional
needs, but beyond these they have enormous neurological needs as well. This
neurological need is the need of the brain for stimulation and opportunity.
When these neurological needs are fully met, the child's physical and
intellectual
abilities are enhanced.
If, on the other hand, the baby's neurological needs are not met, and
if barriers that
may stop or slow brain growth and development are not noticed and
eliminated, the child
will not achieve that enormous natural human potential.
Every baby arrives equipped with a mother—there is good reason for that. Every
mother, whether she is new to the job or highly experienced, has a
marvelous ability and
opportunity to observe her baby, and then to act intuitively based on
her observations.
On her worst day she will do this better with her own baby than most
others would do
on their best days. This helps to explain why mothers have always
been suspicious of the preset alarm
clock theory of development. They have seen their babies defy its
supposedly unalterable
schedule.
Mothers have been equally skeptical of the notion that human ability
is predetermined
by one's genetic make-up. From time immemorial, mothers and fathers
have helped their
children develop abilities that neither father nor mother nor
grandparents ever had.
Mothers have known more about babies than anyone else since the world began.
It is mothers who have successfully brought us from prehistoric caves
to the present.
However, the modern mother faces a very large problem: her own
possible extinction.
She has the same powers of observation, the same intuition, the same
instincts, and
the same love for her baby that mothers have had throughout human
history. But she is
threatened by a world in which it is no longer safe to be a mother. In
this world she must
battle to keep her baby by her side from the instant he is born. In
this world she is often
told that her baby is better off in a nursery than in her arms.
It is a world in which it is no longer considered fashionable or
useful to be a mother.
Mothers know that there is something very wrong with a society that no longer
respects mothers and has little time or interest in the development of
its youngest and
most vulnerable members.
When a new mother does win that first battle, and finally gets her
hands on her own
newborn baby with everyone else out of the room, she does what all
mothers have always
done. She starts counting: ten fingers, ten toes, two ears, one mouth.
She begins an inventory to evaluate her own baby. She makes certain
that he has
arrived with everything he should have and that he is functioning as
he should function.
Since she knows how to count she does not need any help with her
first inventory.
But once that is completed, she is on her own. She looks into the eyes
of her baby and to
her utter astonishment and amazement she sees an intelligence for
which no one has
prepared her.
Father sees it too. For a moment they are stunned. They are overwhelmed by the
potential they sense in the baby, and by the responsibility they have
undertaken. They
make a thousand unspoken promises to their new baby. They will more
than likely keep the majority of those promises. Sadly, the most
important promise, the one about helping the baby to become the best
he can be, may
elude them, simply because mother and father do not know how to help
bring this about.
They have been told about how to provide for the physical growth and
health of the
baby, and something about his emotional needs, but the world has
little awareness and
hardly any respect for the real potential of the baby.
"Feed 'em and love 'em," a better-than-average doctor may have told them, but
probably no one told them about helping the baby learn. They have been
told that there is
plenty of time to think about that when the child goes to school. Some
have even told
them they are damaging the baby if they help him to learn too soon,
before the baby is
"ready."
The truth is that such delay wastes his six most important years.
Sadly, many mothers
and fathers have been intimidated by the world around them. Our goal
is to help parents
provide for the growth and development of their babies in the fullest
sense. Parents need
to know what is important and what is not important.
Armed with this knowledge, mother and father can combine it with their unique
knowledge of their baby to create an environment that addresses both
the baby's basic
survival needs and the needs of his developing brain.
This book is the story of how to give a baby a running start at
achieving his full
potential. Its aim is to help parents understand the process of brain
growth and
development in the newborn baby, so that parents are able to create an
environment that
enhances and enriches that growth and development.
From How Smart Is Your Baby?
Copyright © 2006 by Janet Doman

6 Haziran 2011 Pazartesi

Ritim Koridoru - Yaratıcı Drama

İki kişi karşılıklı durur ve aynı anda bir öne bir arkaya el çırpma
başlatır. Üçüncü kişi bunların arasından geçecek ve yanlarında yer
alacaktır. Ancak, ilk ikilinin elleri arkada el çırparken geçmek
durumundadır. Öne el çırpma sırasında geçilmez, geçiş yapanın el
çırpanlara çarpmaması gerekir, çarparsa yanar ve en son sıraya geçer.
Dördüncü kişi de ilk ikilinin ellerine çarpmadan geçip yeni ikili
oluşturmak üzere, daha once geçenin karşısında duracaktır. Bir kural
da burada başlar; yeni ikili öne ve arkaya el çırpma başlatırken, ilk
ikilinin tersini yapmak zorundadır. Yani ilk ikili önde el çırparken,
ikinci ikili arkada çırpmak zorundadır.
Bir sonraki ikili eş, sırasıyla çırpılan ellerin arasından geçerken,
çarpmamak için dikkat etmek zorunda, bunun için açılan eli geçerken
bir vuruşluk sürede adım atmak durumundadır. Tüm grup, ikili eşlerle
koridoru tamamlayıncaya kadar seramoni devam eder.
Dikkat geliştirici gurubu kaynaştırıcı bir oyundur. Her yaş grubunda oynanır.

Kaynak: http://www.tulayustundag.com/

2 Haziran 2011 Perşembe

Lambalar

Lambalar
Yalandan da olsa aydınlatırlar gökyüzünü onlar
Bir araya gelince karanlığın içini delerler
Gecenin karanlığında yıldız okları gibi saplanırlar gökyüzüne
Onlar
Bana yetemez ama
içimdeki boşluğa
Yorgunluğa, yitmişliğe,
Günlerin Boşu boşunalığa...
Küçük bir umut olsan
Karanlığı delsen Koşsan gelsen
O kocaman gülümsemenle
İçimdeki tüm karanlığı aydınlatsan
Yalandan da olsa yansa ışıklarımız
Posted by Picasa

Okul Öncesi Dönemde Yaratıcılığın Gelişimi

Yaratıcılık hayatın ilk yıllarında çocuğun oyununda özellikle annenin
bebeği ile oynadığı oyunlar esnasında kendini gösterir. Yaratıcı
davranışın ortaya çıkıp gelişmesinde en büyük rolü bebeğin anne veya
yerini tutan kişiyle olan ilişkisi oynamaktadır.
Yaratıcılığın gelişmesinde taklidin önemi vurgulanmaktadır. Çocuklar
doğdukları andan itibaren duydukları sesleri, gördükleri hareketleri
ve daha sonra da bazı değerleri taklit ederler. Çocuğun taklit
repertuarı zamanla gelişir. Oyunlarında yetişkinlerin konuşma
tarzlarını, davranışlarını, mimiklerini model almaya başlar. Fakat
burada çocuğu istenmeyen modelin etkilerinden korumak gerekir. Çocuk
çevresindeki kişileri taklit ettikten sonra zamanla kendi dünyasını
oluşturmaya ve hayal gücünü geliştirmeye, çevreden gördüklerini de
buna ekleyerek yaratıcılığını kullanmaya başlar. Okul öncesi dönemde
kendini ifade etme yolları olan resim yapma, yaratıcı hareketler,
hikaye anlatma, dramatizasyon esnasında çocuk yaratıcılığının en
yüksek aşamasına ulaşır (10).
Yeni doğan bir bebek duyu sistemlerini kullanarak çevreyi tanımaya,
dış dünyaya uyum sağlamaya çalışmaktadır. Önceleri nesneleri ağzına
alarak onları bu yolla ayırt etmeye çalışır. El ve kasları geliştikçe
dokunma duyusunu kullanarak çevreyi araştırır. Bu nedenle; duyuların
uyarılması ve tüm duyuların birarada eşgüdüm içinde kullanılmasının
sağlanması, çocuğun tüm düzeylerdeki eğitiminde önemli katkılar
sağlayacaktır. Bu nedenle yaratıcılığın geliştirilmesinde önemli rolü
olan duyuların bebeklikten itibaren uyarılması, ortam düzenlenmesi
gereklidir (11).
Ligon (1957) çocukların yaratıcılık gelişimleri üzerinde durmuş ve
yaratıcılık gelişimini yaşlara göre incelemiştir.
Doğumdan İki Yaşa Kadar:
Ligon'a göre çocuğun hayal gücü ilk yılda
gelişmeye başlar. Çocuk bu dönemde nesnelerin isimlerini sorar, yeni
sesler ve ritimler oluşturur, bir şey yarattığı zaman onu bitirmeden
önce isimlendirmez, iki yaşındayken günlük rutin işleri önceden tahmin
eder. Dokunma, tatma ve görme yoluyla herşeyi denemeye heveslidir. Çok
meraklıdır. Fakat merakını kendine özgü yollarla ifade eder. Bu
dönemde yaratıcılığın gelişimi pek çok yollarla uyarılabilir. Hayal
gücü basit oyunlar, büyük bloklar ve dolgu oyuncaklarla harekete
geçirilebilir. Bu dönemde ana-babalara çocuklarıyla basit sözel
oyunlar oynamaları ve çocuklarının kendi yarattıkları şeylere
verdikleri isimleri soru sormadan kabul etmeleri önerilir. Yine
kelimelerin anlam kazandığı bu dönemde çocuklarına kelime öğretmeye
çalışmaktan çok, kelimelerle ilgili şarkılar söyleyebilir.

İkiden Dört Yaşa Kadar:
Bu dönemde çocuk dünyayı, yaşantıları ve
yaşantılarının sözel ve hayali oyunlarla tekrarı sayesinde öğrenir.
Dikkat süresi kısadır ve yönlendirilmediği takdirde yaptığı
etkinlikler sık sık değişir. Bağımsızlık duygusu gelişmeye başlar ve
herşeyi kendisi yapmak ister. Bu durum kendi yeteneklerine güvenmesini
sağlar. Çevreye olan merakı hâlâ devam etmektedir. Çevreyi kendine
özgü yollarla keşfederken, yetişkinleri bunaltan sorular sormayı da
ihmal etmez. Yaşadığı dünyayı keşfederken onunla uyum sağlamayı da
öğrenir.
Bu dönemde çocuklara yapılmış oyuncaklardan çok hayal gücünü harekete
geçirebilecek, değişik şekiller oluşturulabilecek bloklar veya tuz
seramiği verilebilir. Yine ebeveynler çocuklarıyla içinde yaşadıkları
dünyayı beraberce keşfetmelidirler. Onları kendi başlarına yapmaları
için cesaretlendirmelidirler.

Dörtten Altı Yaşına Kadar:
Bu dönemde çocuk ilk defa plan yapma
becerisini öğrenir. Önceden bildiği oyunları ve işleri planlamaktan
çok hoşlanır. Merakı sayesinde doğruyu ve yanlışı öğrenir, ilişkilerin
nedenlerini anlamasa bile olaylar arasında ilişki kurar, hayali oyunda
pekçok rolleri dener. Bu yaşlarda diğer insanların duygu ve
düşüncelerinin farkında olur ve kendi davranışlarının başkalarını
nasıl etkileyeceğini düşünmeye başlar. Bu dönemde sözcük oyunlarıyla,
yeni deneyimler yaratıcı sanatlar yoluyla kendine güven gelişebilir.
Çocukların yarattıkları ürünler yetişkin standartlarıyla
karşılaştırılmamalıdır. Bu dönemde ana-baba ve öğretmenler çocukların
fikirlerine göre değerlendirmeli ve yararlanmalıdırlar (12).

ECOS

Yazı Kaynağı ve devamı:
http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/151/omeroglu_turla.htm

1 Haziran 2011 Çarşamba



I LOVE THE WAY WE LIVE WITH MY LITTLE CUTIE!
WE ARE THE NATURE PEOPLE, BORN INTO NATURE
HAPPY THERE!
Posted by Picasa

Yaratıcılığımı nasıl geliştirebilirim?

Başarı- Başarı Kuralları( Bu Yasayı Nasıl Hemen Uygulayabilirsiniz? )

1. Herhangi bir problem, soru veya hedefle karşılaştığınızda "zihin fırtınası" yöntemini kullanarak fikirler üretin. Bir çok insan, bu yaratıcı düşünce tekniği sayesinde hem çok başarılı, hem de çok zengin olmuştur. İşte bu yöntemin nasıl işlediği konusunda bir örnek:

Mevcut bir probleminizi veya hedefinizi seçin ve bunu bir soru cümlesi şeklinde kağıdın en üstüne yazın. Ardından bu soruya verebileceğiniz yirmi adet cevabı, şimdiki zaman halini kullanarak bunun altına yazın.

Örneğin: "Önümdeki iki veya üç yıl içerisinde gelirimi iki katına çıkarmak için ne yapabilirim?" şeklinde bir soru yazarak buna: "Sabah mesaime bir saat erken geliyorum ve günümü önceden planlıyorum" gibi bir cevap verebilirsiniz. Bu şekilde yirmi, hatta daha fazla farklı cevap belirleyin.

2. Yaptığınız listeden en az bir tane fikir veya cevap seçerek hemen harekete geçin. Harekete geçmenizle birlikte zihninizde bir çok yeni fikrin ortaya çıkacağını göreceksiniz. Böylelikle yaratıcılık akışınız da hiç bir kesintiye uğramayacaktır. Bu egzersizi ne denli çok uygularsanız, zihninizde de o denli çok fikir ortaya çıkar. Söz konusu egzersizle, beyninizin daha büyük bir kısmını kullanmaya başlar ve sonuç olarak da zeka seviyenizi artırmış olursunuz.

Bu çalışmayı bir hafta boyunca her gün tekrarlayın. Sabah ilk işiniz, en önemli sorununuz ya da hedefiniz için bu çalışmayı uygulamak olsun. Kendinize doğru soruları sorup, doğru cevapları verdiğinizde, ortaya çıkaracağınız fikirlerin miktarına ve kalitesine siz de şaşıracaksınız.

Kaynak: Ustun Zekalılar Enstitüsü

31 Mayıs 2011 Salı

Çocuğum/bebeğim Üstün yetenekli mi? Nasıl anlarım?

Bazı çocuklar üstün yetenekli doğarlar. Üstün yetenekli /zekalıların erken teşhisi mümkün mü? Bazı araştırmalar üstün yetenekli insanların 0-2 yaş arasında belirli davranışlarda bulunduklaırnı göstermiş. Aşağıda 0-2 yaş arasındaki üstün yetenekli bebeklere has bazı özellikler verilmiş. 2-4 yaş arası özellikleri de daha sonra paylaşacağım.

Doğuştan-2 yaşa

Aşağıdaki check list doğumdan 2 yaşa bebeklerin gösterdiği davranışlarda üstün yeteneğin izlerini keşfetmemizi sağlayan genel izlerdir:

  • Bakım vereni erken algılayabilme (doğumdan birkaç ay sonrasında farkeder)
  • Erken ifade verme (örneğin gülme)
  • Alışılmadık zihin açıklığı, kıvraklık
  • Kitaplara ilgi (1 yaşından önce sayfa çevirebilme, 6 aydan önce kendine kitap okunduğunda ilgilenme)
  • Bilgisayarlara ilgi 
  • Alışılagelmişin dışında aktiflik, yüksek enerji seviyeleri(hiperaktivite dışında)
  • 11 ay civarı şekilleri ayırdedici oyunlardan oynama  (shape sorters)
  • 14 aylıkken ikili kelimeler söyleme, tamlama becerisi  
  • 18 aylıkken Talimatları anlama becerisi 
  • 18 aylıkken birçok kelimeyi söyleme ve anlama becerisi
  • 1 yaşında TV karşısında sakin durabilme ve programlarla eğlenme 
  • 1 yaşında Kendine has sevdiği TV programları olması,pepee, susam sokağı vs. 
  • Daha az uykuya ihtiyacı varmış gibi olması (az uyusada huysuz olmamaması) 
  • Alfabe ve harflerin 2 yaşına kadar farkedilmesi
  • 1-10 arası rakamları tanıma, 2 yaş civarında daha fazlasını tanıyabilme
  • 2 yaş civarında renkleri tanıma
  • Recognition of colors by age 2
  • 2 yaş civarı Yapboz yapmaya ilgi 
  • 2 yaş c,varında ilgi alanlarında daha uzun dikkatini toplama 
  • 2 yaş civarı 3 kelimelik cümleler kurabilme
  • 2 yaş civarı Zamana karşı ilgi

27 Mayıs 2011 Cuma

15 aylık bir minikle Hayat..

O kadar güzel ki..

27 MAYIS 2011 CUMA - Günün Sözü

"You have not lived until you have done something for someone who can never repay you." 

— John Bunyan

MÜZİK EĞİTİMİNDE MUTLAK YÖNTEM ORFF TEKNİĞİ

ORFF YÖNTEMİ NEDİR?
Ritm; müzik, dans ve konuşmada doğası gereği varolan temel öğedir. Bu temel öğe üzerine kurulu bir “ dil ” olan Orff yöntemi;
a) Ritm için vücut sesi ve jestler vurgulanarak,
b) Enstrümanların en doğalı ve ilki olan “ses” kullanılarak,
c) Her ölçü, şekil ve ses çeşitliliğine göre bütün davul türlerine büyük önem verilerek,
d) Doğaçlamalara şekil veren öge olarak “ostinato” (tekrarlanan ritmik, sözlü veya söylenen biçim) kullanılarak doğmuştur.
Orff Metodu, çocuklara temel müzik eğitimi vermek için çocuğun alışık olduğu elemanları kullanarak tamamen doğal yolla öğrenmeyi teşvik eden, Alman eğitimci ve besteci Carl ORFF tarafından geliştirilen bir metottur. Bu metodun en temel öğesi, dans, müzik, konuşma, dil, vücut, ve hareket birlikteliğidir. Bu temel öğeleri kullanarak, orff metodu uygulandığında, çocukta müzikal yönden gelişme sağlanır. Aynı zamanda bu gelişmeyle birlikte, çocukta öğrenme disiplini, grup sorumluluğu alma, başkaları ile çalışmayı öğrenme ve dikkat becerilerinin geliştirilmesi sağlanmaktadır.
Orff eğitiminde çocuğa beden bilinci verilirken bir yandan da mekan bilinciyle bireyselliği bozmadan eş ve grup oluşturma bilinci desteklenir. Doğaçlama yoluyla, keşfederek, canlandırarak, hayal gücünü kullanarak, kendini ifade etmeyi öğrenir.Orff eğitimine göre söz konusu sadece müzik eğitimi değil insan yetiştirmektir.
CARL ORFF KİMDİR?
Carl ORFF (1895 – 1982)Alman Besteci ve Müzik Eğitimcisi
Çoğumuz CARL ORFF'u besteci kimliğiyle ve yazmış olduğu en ünlü eseri Carmina Burana adlı oratoryosu ile tanırız. Eğitimci yönü ise, kendisinin geliştirdiği Orff Metodu ile karşımıza çıkar.
ORFF ÇALGILARI
Carl ORFF, çocuklara metodu uygularken, eğitimi daha eğlenceli hale getirmek amacıyla, kendi adını verdiği Orff enstrümanlarını kullanmıştır.
Bu enstrümanlar :
Çelik Üçgen
Ritm Çubukları
Zil
Timpani
Gong
Ksilofon
Metalofon
Bango
Marakas
Kastanyet
Tef
Glockenspieller
ve çeşitli büyüklükte davullar en çok bilinenleri arasındadır.
F.Cavidan CAN
Çocuk Gelişimcisi
Kaynaklar:
-
Orff-Schulwerk Eğitim Dergisi
-
Work-shop ( 2002 ) Lera Eğitim Derneği
-
Katja Ojala Koçak, Müzik ve Orff Eğitimcisi
(Work-shop/2004 )

Türkiye İnternet Haritası Hazırlanıyor

Kaydet.Com Platformunda, " Türkiye İnternet Haritası Hazırlanıyor "

Google harita partneri Başarsoft ve İnternet Holding A.Ş. işbirliğiyle, Kaydet.com platformunda "Türkiye İnternet Haritası" hazırlanıyor.

Haritaya kayıt yapan her firmaya Kolaysite.com'dan ücretsiz web hizmeti verilmekte.

Google'da kayıt yapan firmalara 100 TL değerinde Google Adwords reklam kuponu hediye olarak vermekte.

Ayrıca mekanlar Turkcell kullanıcılarına hizmet sunan 3111 neredecell servisine kayıt edilerek cep telefonundan da bulunmaları sağlanmakta.

Kayıt için : Kaydet.com

BURADA VARSAN,VARSIN..



26 Mayıs 2011 Perşembe

Doğa ve alabalık cenneti; Maşukiye

Geçen Haftasonunda ailecek Maşukiye'yi seçtik, Pazar gezimiz için ve tertemiz havası ile bizi büyüledi. Evimizden çıktıktan 20 dk. sonra da oradaydık. Çok yakın olması beni daha da sevindirdi. Öcos oralara bayıldı. Akşamına horul horul uyudu, otlarda koştu, suya baktı. Bizim için çok hoş bir gezi oldu. Aşağıda webden Maşukiye Hakkında bir yazı da var, İstanbul'dan gelecekler için daha ayrıntılı bilgi var. Hepinize tavsiye ederim..


İ
stanbul un arka bahçesi ,otoban bağlantısına sahip birkaç tatil beldesinden biri.
Samanlı Dağı Kartepe eteklerinde yer alan Yeşil Cennet Maşukiye, bir tür şifa kaynağı.
Orman içinden akan Yayla Derenin oluşturduğu çağlayanlar üzerin e kurulu restoran , çiftlik, piknik alanları, seyir terasları, pınarlar arasında bir huzur beldesi "Alabalık Vadisi" Burada Her şey Çok Güzel Oluyor!. 

Doğa ile başbaşa kalmak, orman içinde dolaşmak,toprağa basmak,temiz hava solumak,su ve kuş sesi dinleyip,haftanın yorgunluğunu atmak çoğu zaman kaçınılmaz ihtiyaç olur. Ekonomik günübirlik gezilerin bile lüks olduğu günümüzde İstanbul, Adapazarı, Kocaeli, Bursa illerinde oturanların tercih ettiği bir mekana Maşukiye'ye gidiyoruz.Yöre halkının "Buraya gelen aşık olur "dediği ve Maşuk (aşık) tan gelen ismi ile Maşukiye Kocaeli'ne bağlı bir belde.
Yöre,temiz havası,20 den fazla farklı yeşil rengin sayılabildiği,sık bitki örtüsü, yürüme alanları,şelale,çağlayan ve pınarları,su sesine karışan kuş sesleri ile adeta cennet bahçesi görünümünde. 
Maşukiyede orman içinden gelen Yayla Deresinin aktığı Alabalık Vadisi, üzerine kurulu piknik alanları,restoranlar ile alabalık üretim çiftliği hem dinlenmek hem de yemek yiyebilmek için özlenen imkanlar sunuyor. Çınar,meşe,gürgen,kestane, ıhlamur ağaçları gölgesinde ailece yemek yenebilir yıl boyu açık 7 restoran, ailelerin olduğu kadar gençlik gruplarının, emeklilerin, Maşukiye'ye tur düzenleyenlerinde gözdesi

Yöreye piknik için geliyorsanız, günlük kira ücreti ödeyerek ağaç masalardan birine yerleşiyor beraberinizde getirdiğiniz piknik malzemesini hazırlıyor, mangalı yakıp ağaçlara kurduğunuz hamakta dinlenmenin zevkine varıyorsunuz. Voleybol oynayan gençlik grupları, neşe içinde şelale yürüyüşüne, çevre keşfine çıkanlar bir yana, şimdi kim uğraşacak kömürle, ateşle, dumanla diyorsanız o halde buyurun dere kenarına dizili 7 lokantadan birine. Yörenin eskilerinden olan "Yazıcılar Otel ve Yazıcılar Alabalık" vadinin girişinde yer alıyor. Açık ve kapalı bölümleri ile hizmet veren restoran alkolsüz mönüsü, ekonomik fiyatları ile ailelerin tercihi. Aile işletmesi olan tesisin özelliklerinin başında konukların en iyi şekilde ağırlanıp, hoşnut olmalarını sağlamakgeliyor. Yazıcı kardeşler çevre temizliğine, bahçe tanzimine, huzura ve en çok ta yemeklerin ekonomik olmasına, nefasetine özen gösterince ilgi gören yerlerin başında yer alıyorlar. Akşamın geç saatlerine kadar konuk ağırlayan Yazıcılar Alabalığın spesiyalitesi Bilecik Kınık'tan getirdikleri toprak kiremitlerde pişirilen yemekler. Sapanca'nın karşı kıyısında hayvancılıkla uğraşan, tereyağı, peynir üreten köylerden aldıkları yöre ürünlerini vadide Kartepe'den gelen pınar sularıyla toprak kokusunun ete sinmemesi için beton havuzlarda üretilen alabalıklar ile konuklara sunmak. 

Yazıcılar alabalığın mönüsünde, kiremitte, taş fırında odun ateşinde pişirilen peynirler, kültür mantarlarıızgara çeşitleri ve salatalar bulunuyor. Kiremitte balık, köfte, peynir, ızgara tavuk, biftek, porsiyonları, salata, tatlı ve meşrubatlar ekonomik ölçülerde fiyatlanırken, porsiyon dolgunluğu konukların ilgisini çekiyor. Yanık Köyü'ndeki üretim çiftliğinden günlük alınan kültür mantarları, Uzun Yayla'dan getirilen köy peynirleri, Mersu Alabalık Çiftliği'nden canlı temin edilen alabalıklar meşe ve gürgen yakılan odun fırınında dumanın transferiyle lezzetleniyor. Kara fırın ekmeği, pınar sularına, Edremit Körfezi'nin has zeytinyağı dökülen salataları da eklenince vadide ortaya çıkan kışkırtıcıkokular sürekli iştahınızın açılmasına neden oluyor. Tam balık yemişken çevreye yayılan kekik ve ızgara kokusuna bu defa sızma zeytinyağında bekletilip eti iyice yumuşamış olan piliçızgaranın kokusu karışıyor. Aynı anda 200 kiremiti fırına sokup pişirme kapasitesine sahip fırın,yemeğe gelen gruplara bekletmeden aynı anda servis imkanı sunuyor. Yazıcılar alabalık 50 kişilik gruplara %20, 20 kişilik gruplara %10 grup indirimi yapıyor. Bu indirim öğretmenler, dernekler, kadın kolları gibi bir çok grubun,tur düzenleyenlerin ilgisini çekmeye neden oluyor. Türkiye'de otoyolla ulaşılan sayılı beldelerden biri olan Maşukiye, gün boyu temiz hava depolayıp ekonomik ve leziz yiyeceklerle dinlenme zevkine varanların olduğu kadar, arsa alıp üzerine birbirinden güzel yazlık ve çiftlik evi yapanların ilk tercihi sayılıyor. Temiz hava yaşlı ve kalp hastalarına şifa kaynağı görevi üstlenirken, Hazmettirici özelliğe sahip sulardan Dalar Batmaz, Akpınar, Gümüşpınar, Melek suyu gibi pınarlarından doldurulan sular, ve bu su ile demlenen çayın lezzeti konuşuluyor. Kireçsiz ve buz gibi soğuk olan sular Alabalıkların etinin sıkı ve dinç olmasını sağlıyor. 

Toprağa basarak yemek yeme imkanını yaşayanlar, kuşların dur durak bilmeyen korosuna karışan su sesiyle tüm yorgunluk ve stresin vücutlardan süzülüp gittiği farketmiş olmalılar ki , Maşukiye kendilerinde her hafta gelecek kadar alışkanlık yapmış. Yazıcı kardeşlerden Hüseyin Yazıcı, 10 yıldır devamlı gelen müşterilerinin olduğunu, kışın bile bahçede oturup ağaçların karlı görüntüsünü seyrederek yemek yiyenlerin sonra da şömine karşısındaçaylarını büyük keyifle yudumladıklarınıvurguluyor. Maşukiye'ye gelen konuklar dönüşlerinde Yazıcılar Hediyelik Eşya Dükkanına uğramayı da ihmal etmiyorlar. Hediyelikler arasında en çok rağbet görenler arasında sırt bölgesinde gezdirilerek tatbik edilen ahşap masaj topları ve kiremit kaplar ve hamakların olduğunu belirten Hayati Kelsoy, bölgedeki bahçeli evler için iç ve dış mekan çiçek temin edip bahçe düzenlemesi hizmeti de verdiklerini vurguluyor.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

MONTESSORI DEVELOPMENT- AGE 1 TO 3 YEAR

AGE 1-3 YEARS, FAMILY LIFE - CARE OF SELF, OTHERS, THE ENVIRONMENT

All the activities connected with looking after yourself and your
surroundings, such as getting dressed, preparing food, laying the
table, wiping the floor, clearing dishes, doing the dusting, etc., are
activities belonging to what Dr. Montessori called 'Practical Life,'
and are precisely the tasks that adults like least. But between the
ages of one and four years, children love these jobs and are delighted
to be called on to participate in them.
—Dr. Silvana Montanaro, MD, and Montessori Teacher Trainer

Participating in Family Life
Human beings of all ages want to be able to communicate with others,
to challenge themselves, to do important work, and to contribute to
society. This is human nature at its best.

This desire is especially strong during the time when the child who
has been observing all kinds of important activity going on around her
has finally mastered the mental and physical skills to stand up, walk,
use her hands, and participate in real work.

A child learns self-control, and develops a healthy self-image if the
work is real—washing fruits and vegetables, setting or clearing a
table, washing dishes, watering plants, watering the garden, sorting,
folding, and putting away laundry, sweeping, dusting, helping in the
garden, any of the daily work of her family.

Family work, known as Practical Life in Montessori schools, is the
single most important area of a Montessori education at any age.
Allowing the child to participate in the life he sees going on around
him is an act of great respect for, and confidence in, the child. It
helps him to feel important to himself and to those around him. He is
needed. We can empathize if we think of the difference in our feelings
for a dinner guest in our home who is completely served and waited on,
or for one who is welcomed in our kitchen to talk and to laugh while
we prepare the meal together. In the first instance the guest is
separate, the relationship formal. In the second we share our life and
the relationship is intimate—a true friendship.

Three Areas of Family Life
The main areas of practical life activities are:

1. The care of the self: dressing, brushing teeth, cooking, and so on.

2. Grace and courtesy and concern for others: moving gracefully, using
good manners, offering food, saying "please" and "thank you," etc.

3. Care of the environment: dusting, sweeping, washing clothes, gardening.

Children have always shown us their interest in practical life by
pretending to cook and clean, taking care of a doll, carrying out
adult conversations, etc. But when given the chance, they would much
rather be doing the real work of the family and community, instead of
pretending. A child would prefer to remove real dust from a dusty
shelf with a real child-sized duster, to help collect the dirty
laundry, or to fold it, to take part in preparing real meals, rather
than to pretend to do these things with toys.

. . . but I know happiness does not come with things.
It can come from work and pride in what you do. —Gandhi

The Work Environment and Concentration
One of the most calming activities for a child is concentration. This
does not include passive, non-participatory concentration such as
watching television or videos. The action must be something which is
controlled by the child so she can repeat it as often as necessary,
and it must challenge her body as well as her mind.

The choice of activities is not as important as the level of
concentration brought forth. Deep concentration can occur while
digging in the sand, washing carrots, stringing beads, coloring, doing
a puzzle. The Montessori Assistant to Infancy gives lessons which are
well thought out, logical and clear; she creates an environment which
fosters work, and she is always on the lookout for a child beginning
to concentrate. When this happens she protects the child from
interruption because she understands the place of this experience in
creating balance and happiness in
the child.

The availability of a special little table kept cleared off and ready
for work can help the child focus on her work and stick to it until
she is finished. It is a natural consequence that, if the work is not
put away, the space will not be available for the next activity.

An apron, used for cooking, cleaning, woodworking, gardening, etc.,
sometimes helps the child concentrate by marking the beginning and the
end of a task. It also elevates the importance of work in the child's
eyes. When a child's work is seen as important to the family, so is
the child.
An apron should be made so that the child can put it on and fasten it
by himself; then he can work whenever he wants to. A hook for hanging
it on the wall keeps it always ready.

The purpose of the apron, at least at this age, is not protection of
clothing as much as it is to mark the beginning and end of a task, to
help the child focus on the work, and to lend a feeling of respect to
this "real" work. This is what counts.

TOP

Materials
Whenever it is possible and safe, we give beautiful, breakable
materials to the child, respectfully sharing with him what the rest of
the family uses—pottery, glass, metal, real tools. There is a great
increase in the self-respect of the child when she is allowed to use
our things, instead of being given plastic substitutes. There is also
a corresponding respect for, and caring for, the materials when they
are beautiful and breakable.

Children and parents can work together to make these things such as
cutting out and hemming aprons and dust cloths. In days past the
aprons, cloth napkins, polishing cloths, were decorated with
embroidery by teachers and members of the children's family. In the
Montessori Assistants to Infancy training, students still do
this—adding special touches to the items they make for infants and
young children.

Often in the home we need to think carefully about how to arrange the
children's practical life supplies. If the parent is a woodworker, or
a gardener, a few good-quality but child-size tools can be kept in a
special place near the parent's tools, easily within reach. He can be
shown how to use them along with the parent, and how to clean them and
put them away when the work is finished.

We can do the same with tools for cleaning, preparing food, cooking,
setting the table, any activity. We can either adapt our tools,
cutting off the handles of good brooms and mops, or make or buy
suitable ones—a small apron, smaller metal buckets, watering cans,
kitchen tools, and so forth. For a child, just a few minutes a day
working with parents on important "adult" activities can have a great
benefit and begin a new way of communicating and living together.

A Place for Everything and Everything in its Place
Ideally, whenever a toy or tool is brought into a home the family
decides exactly where it will be kept. Any great artist, or car
mechanic, knows the value of being able to find his tools ready for
use exactly when he needs them. Children are the same, and their sense
of order is far more intense at this age because they are constructing
themselves through work.

In our home for many years we had to show guests where the dishes were
kept because they were all in the low cupboards, within reach of the
children. Dangerous cleaning supplies of course were kept out of
reach, but everything else in the house was kept within reach of the
children and their friends.

The Child's Purpose
The child's reasons for, and methods of, working are different from
ours. We adults will usually choose to carry out a task in the most
efficient and quickest way. A child, on the other hand, is working to
master the activity and to practice and perfect her abilities. She may
scrub a table for hours, but only when she feels the urge. She may
sweep the floor every morning for two weeks and not again for a
month—because she will be occupied with mastering something else. If
we expected her to keep carrying out every new activity every day,
there would be no time for sleep.

There are many physical, emotional and mental values in work. Through
these activities the child learns to be independent. There can be no
intelligent choice or responsibility at any age without independence
in thought and action. She learns to concentrate, to control muscles,
to focus, to analyze logical steps and complete a cycle of activity.

It is precisely because of the valuable work in practical life that
children in Montessori homes and schools are able to concentrate, make
intelligent decisions and master the beginnings of other areas of
study such as math, language, the arts and the sciences. But the
purpose of this work is the inner satisfaction, and the support of the
optimum development of the child. Following a successful, complete
cycle of family work, a child becomes calm and satisfied and, because
of this inner peace, full of love for the environment and for others.

Undressing, Dressing
Undressing is easier than dressing and is learned first—sometimes much
to the consternation of the parents. Clothing that is easy to remove
and to put on oneself enables the child to practice these skills.
These are things to consider when picking out any clothing, from shoes
to pajamas, to coats, for young children.

A child's efforts at picking out her own clothes and dressing herself
are satisfied if the parents hang up, within the child's reach, just
two outfits, letting the child decide between them when she dresses in
the morning. This is enough of a decision in the beginning. Eventually
she will be able to select everything from drawers, hangers, and
shelves.

Expressing Emotions
Children also read the adult's mind and emotion and will carry out
research to find out exactly what the parent is trying to communicate
when they give double messages—for example when an angry parent is
trying to appear cheerful.

A child needs to know that it is all right to feel and express anger
and frustration. He needs models to learn how—walking, scrubbing a
floor, hitting a pillow or pounding clay—and not hitting another
person (spanking included). If an adult goes for a walk or pounds
clay, so will the child. If the adult hits the child, the child learns
that it is okay to hit to express emotion.

The Needs Of The Parents
The working parent does not always have the time to include the child
in everything and should not feel bad about this. We must be easy on
ourselves in the home and plan a time when we will really enjoy
working together.

Success may come slowly in the beginning, as we learn how to "follow
the child." It is helpful to begin with one thing, perhaps putting the
napkins on the table for a meal, and gradually add to the tasks in
which the child can participate, and little by little take over.

Soon we will begin to learn from the child how to bring our whole
selves, mental, physical, and spiritual, to the task of the moment, to
focus on each thing we do, and to enjoy each moment of life. Thus the
child becomes the teacher of the adult. The needs of the adult are met
at the same time as the needs of the child.


The text from this section of the 2009-2010 edition of The Joyful
Child, Montessori from Birth to Three
To see other sections of this publication return to:
http://www.michaelolaf.com/JCcontents.html

BE YOU OWN BOSS

BE YOU OWN BOSS
BE ENTERPRENEUR, EARN MONEY

Labels

bebek (40) bakıcı (8) bakıcı devir işlemleri (8) doğum (8) işe başlamak (7) bebeğim (6) doğumgünü (6) işe dönmek (6) anne özlemi (5) girişimcilik (5) annelik (4) baby (4) bebek oyunları (4) emzirme (4) hamilelik (4) işbaşı (4) montessori (4) orff (4) çalışma (4) çocuk (4) Chicco Polly (3) annemi istiyorum (3) aşk (3) beklemek (3) children (3) doğum izni (3) evde kalmak (3) for mom (3) girişim (3) izmit (3) mutluluk (3) zeka (3) ömer (3) 15 ay (2) 6 ay (2) Formula 1 (2) aile (2) aktivite (2) alerji (2) araba (2) astim (2) bayram (2) bebek hareketleri (2) bebekle tatil (2) bilim (2) blog (2) cocuk (2) destek (2) deterjan (2) doğum sonrası (2) evde başbaşa (2) evlilik (2) hayat (2) hikaye (2) iş sanat (2) kendime dair (2) kids (2) küçük insan (2) okul (2) oyun oynama (2) parti (2) pazar (2) pick up (2) reasons to have children (2) sabun (2) son gün (2) turkey (2) yatak (2) yenge (2) yeni haberler (2) yetenek (2) İŞ (2) 0-3 years (1) 12 ay (1) 1215 (1) 17 Şubat (1) 2010 (1) 27 eylül (1) 7 ay (1) 9 ay (1) ADD (1) AFS (1) BRANDMAIL (1) Bulent Madi (1) CIA (1) DEGISIMI (1) DOĞAL MAKYAJ (1) Ferrari (1) Fila Motion 9 (1) H1N1 (1) IRAZ (1) KULTUR (1) LOVE (1) NUDE (1) OGRENCI (1) PUPA (1) TURK (1) Türkiye'de (1) VAKFI (1) Yaş otuz (1) affet (1) agaç (1) all star (1) alternatif eğitim (1) altı aylık (1) anaokulu (1) anksiyete (1) arada kalmak (1) arasta (1) arkadaş (1) astım (1) atölye (1) avusturya lise (1) ayrılma fobisi (1) ayrılma ile başa çıkma (1) ayrılma kaygısı (1) aşı (1) babycenter (1) başarmak (1) bebek ayakkabı (1) bebek bezi (1) bebek odası (1) bebek sahibi olmak (1) bebekle yurtdışı (1) bebeğimi bırakmak (1) bebiş (1) bekarlık (1) beklediğim an (1) belgesel (1) berbat sipariş (1) bezi (1) birthday (1) blogspot (1) bronsit (1) burak büyükdemir (1) burger king (1) business plan (1) buğday (1) canlı yayın (1) canım (1) censor (1) chicken (1) coach (1) converse (1) darıca (1) deneyim (1) dernek (1) devam (1) devrim (1) değer (1) değiştirme (1) diaper (1) dikkat bozukluğu (1) discipline (1) diş buğdayı (1) diş hediği (1) dj (1) dogumgunu (1) doktorum (1) domuz giribi (1) doruk (1) doğa dostu (1) doğum günü (1) dönüm noktası (1) düzen (1) e-ticaret (1) e-tohum (1) edirne (1) education (1) egitim (1) emerek uyuma (1) enerji (1) enterpreneur (1) eskişehir (1) esra (1) esumom (1) evlendik (1) evlenmek (1) ezel (1) eğitim dostları (1) fabrika (1) feng shui (1) firsat (1) geldi (1) geliştirici (1) geliştirme (1) gezi (1) giden (1) girls (1) gitme vakti (1) gitmek (1) gizem (1) global warming (1) goethe (1) goran bregovic (1) grow (1) grubu (1) hafta hafta (1) haftasonu (1) hafıza (1) haklari (1) hammaddeler.com (1) hanımın (1) hasta (1) hastalık (1) hayat hikayem (1) hayvanat bahçesi (1) hayır (1) hedef (1) hedik (1) hediye (1) herşey (1) heyecan (1) hiperaktif (1) hiperaktivite (1) his (1) hobi bahçesi (1) home office (1) hıdırellez (1) icat (1) indu (1) ipek (1) israil (1) istemek (1) istemiyorum (1) italya (1) iş planı (1) kader (1) kadin (1) kahvaltı (1) kahve (1) kalem (1) kalorifer (1) kangoo (1) karada (1) karanfil (1) keskin (1) konser (1) konu (1) kosgeb (1) kostum sitesi (1) krep (1) kurban (1) küresel ısınma (1) kütahya (1) kıpırtı (1) kış (1) lamba (1) lastik (1) life (1) like (1) lisans (1) lohusa (1) lohusalık (1) mama sandalyesi (1) marmaray (1) merkez (1) merkezi (1) midpoint (1) milano (1) mimar (1) mucize (1) mumpreneur (1) mühendis (1) mümkün mü? (1) müzik (1) nefes (1) nikah (1) ninni (1) nişan (1) norveç (1) nurturia (1) ocos (1) oncesi (1) onur erol (1) open blog (1) oyun (1) oğlum (1) paktuna (1) park (1) pasaport (1) pedagoji (1) peer gynt (1) piano (1) picasaweb (1) plan (1) plus syn (1) polymer (1) premature (1) psychology (1) put down (1) ralli (1) referandum (1) reform (1) robinson (1) rocker (1) sabiha (1) sabunagaci (1) sabunagacı (1) salıncak (1) sanayi (1) sapanca (1) sayi (1) schulwerk (1) science (1) science at home (1) secret (1) seminer (1) seyahat (1) sigara (1) sir (1) site (1) soapnut (1) soguk (1) sonbahar (1) sosyal medya manyağı (1) squidoo (1) stumble (1) sultanlık (1) sunnet (1) sürüş (1) tahta (1) temizlik (1) ticaret (1) tips (1) toddler (1) toros (1) tracy hogg (1) tumbletots (1) tuzlu (1) twinkle (1) uyku (1) van (1) vinç (1) vücut (1) waldorf (1) walker (1) yahyakaptan (1) yanar (1) yapmak (1) yaprak (1) yaratıcı (1) yaratıcılığın gelişmesi (1) yardım (1) yarı doğumdünü (1) yarı yaşgünü (1) yatır kaldır (1) yeni yıl (1) yer yatağı (1) yoğurt (1) yurtdışı (1) yüksek lisans (1) yıldönümü (1) yıldız (1) zaman (1) zeynep (1) ÜZE (1) çarşaf (1) çiftliği (1) çin astrolojisi (1) çin falı (1) çocuk program (1) çocuk sahibi olmak (1) çocuklar (1) çocuğu (1) çocuğuma dokunma (1) öksüz (1) öss (1) özlemek (1) ülke (1) üretim (1) üstün (1) ıspanak (1) ısparta (1) ışık (1)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı