15 Şubat 2011 Salı

Girişimcilik: Doğru İş Fikri

Doğru İş Fikri
Doğru iş fikrini bulmak aslında düşünüldüğü kadar zor değildir fakat girişiminizdeki en kritik noktadır. Doğru seçilmiş bir iş fikri girişiminizde başarıyı yakalamanın temelidir.
İş fikrinizi nasıl oluşturabilir siniz? Bu sorunun cevabı aşağıdaki ince ayrıntılarda saklıdır.

İlk uyarımız! Herkese uygun olacak ideal bir iş fikri yoktur. Sonuçta her insanın farklı kapasitesi ve yetenekleri vardır. Birisi mükemmel bilgisayar bilgisine sahipken, bir diğeri güçlü pazarlama yeteneği gösterebilir.  Biri gereken sermayeyi koyup, bankalarla iyi ilişkiler kurabilirken, diğeri part-time olarak başlayıp, gerekli sermayeyi biriktirip tam zamanlı olarak işe başlamayı planlar.

Bu nedenle her iş fikri gerçekleşme aşamasında kişisel bir sorun haline gelir. Seçtiğiniz iş ne olursa olsun kişisel iş fikrinizi oluşturmanız gerekir.

 Yeni bir buluş yapmanız gerekmez

Girişimcilik atılımınız her zaman tamamıyla yeni fikirlerden oluşmak zorunda değildir. Eğer Türk ve Avrupalı girişimcilere bakacak olursak yeni iş fikirleri özel ve az rastlanan bir durumdur. Her yeni yirmi girişimciden yalnızca biri tamamen yeni bir fikriyle iş hayatına girer. Yine taze iş fikirlerinin yarısı orijinalinin aynısı olarak ABD’den alındığı görülmektedir.

 Başarılı iş fikirlerinden faydalanın

Şu ana kadar meşgul olmadığınız sektörlere bir bakın. Sebep:  Diğer ülke ve sektörlerde kendi amacınıza uygun kullanabileceğiniz birçok başarılı iş fikirleri vardır. Bu tutum sizin işe başlarken riskinizi düşürür. Unutmayın: Franchising sistemi de bu kavram üzerine kuruludur fakat tek bir farkla: Şayet bir franchise fikri alırsanız bunun için  telif hakkı ödemek zorundasınız.

 Pazar boşluklarını arayın

Eğer bir kimse bir sektör hakkında çok şey biliyorsa, genellikle şu ana kadar kimsenin keşfetmemiş olduğu doymamış uygun pazar boşluklarını da bulabilir. Bazen bu vesile ile sadece sağlıklı bir beyin ya da kişisel tecrübe yeterlidir.

 Eski iş fikirlerini yeni branşlarda gerçekleştirebilirsiniz

Eski kurulu işinizin değerini düşürmeyin. Her zaman duyacağınız prensip: “ Bunu her zaman bu yolla yaptık o yüzden gelecekte de aynı yolla yapacağız.” Tam olarak reformları kabul etmeyip, var olana değişiklikler getirmek sizin için büyük bir fırsattır. Zekice bir yaratıcılık ya da zekice bir pazarlama, eski ve çekici olmayan bir iş kavramını, yeni ve çekici bir iş fikrine dönüştürebilir. Ayrıca uzmanlaşma ile rakiplerinizden farklı bir konuma gelebilirsiniz.

 Buluşları kullanın

Teknik geliştirmeler ve onların uygulamalarından doğabilecek akıcı bir iş fikri bulabilirsiniz. Çünkü bir buluş ağaç gövdesi gibidir, bir buluş piyasada tutulduğu taktirde ona ait birçok dal çıkacaktır. Sizde bu dallardan birini oluşturabilirsiniz.

 Yeni eğilimleri takip edin

Pazarlar sürekli değişiyor. Eğer kişi yeni eğilimlerin, müşterilerin özelliklerinin ya da yeni yasal yapının durumunun farkına varabilirse ve iş fırsatlarının sonuçlarını kullanabilirse, yeni işinde başarılı olabilmek için iyi bir şans yakalamış demektir. İş fikirleri nasıl korunur? Hangi girişimci rakipsiz olarak zirvede duracak bir iş fikrinin hayalini kurmaz ki? Bu tür pazar fırsatları her zaman gelir, çünkü pazarlar sürekli değişir ve yeni pazarlar ortaya çıkar. Bu vesile ile yeni iş fırsatları, onları bir an önce kullanan zeki girişimciler tarafından yaratılıyor.

    • İŞ FİKRİNİZİ TEST EDİN

Her girişimci için başlangıçtaki en büyük soru işareti “Benim iş fikrim uygulanabilir mi ve gerçek olarak bir şansım var mı?” sorusudur. Yeni işinizi resmen kurmadan önce bu sorunun cevabını kendiniz bulmalısınız. Şu bir gerçektir ki girişimci müşterilerini ve sermaye destekçilerini ve yanında çalışanları inandırmak için oldukça fazla motivasyona ve iyimserliğe ihtiyaç duyar. Fakat kör bir iyimserlik iş hayatında ölümcül bir tehlikedir. İyi bir hazırlık ve iş fikrinizi testten geçirmek genellikle başarı hikayesinin yarısı demektir.

İş Fikrinizi “İş Fikri Sorgulama Anketi” aracılığıyla test edin.


İş Fikri Sorgulama Anketi

Aşağıdaki soruları yanıtlamak size iş fikrinizi mantıklı bir şekilde değerlendirmenize yardımcı olacaktır.

    • Arkadaşlarınızın ya da akrabalarınızın ürün/servis hakkındaki görüşleri nelerdir?
    • Ürününüzden/servisinizden müşterinin avantajı ne olacak?
    • Pazarda benzer ürünler var mı?
    • Ürününüzün/servisinizin maliyetleri nedir?
    • Ürününüzün/servisinizin hedef kitlesi kimlerdir? 
    • Ürününüzün/servisinizin satışları sırasında gerekli olan organizasyonnedir?
    • Ürününüzü idare edilmesi/kullanması kolay mı?
    • Ürününüzü üretmek için mevcut makina var mı?
    • Ürün maliyetine yoğun işgücü maliyeti eklemek zorunlu mu?
    • Aşılması gereken yasal veya idari  engeller var mı?
    • Hangi reklam yöntemi ile hedef kitlenize ulaşacaksınız?
    • Ürününüzün üstüne bir ürün yelpazesi kurabilir misiniz?
    • Ürününüz için yeterli sayıda yan üretici (tedarikçi) var mı?
    • Rakipleriniz kimlerdir?


Uyarımız! İş fikrinizi tanımladıktan sonra sürdürülebilirliğini de göz önünde bulundurun.

Girişim riskinizi azaltarak iş fikrinizi başarılı bir faaliyete dönüştürmek için dikkat edilmesi gereken dört önemli faktör vardır:

Bilgi
İşinizi kurmadan önce mümkün olduğunca çok pazar araştırmaları, iş kavramları, kitaplar ve sektör raporları/dergiler okuyun. Gönüllülük veya çıraklık önerilebilir. Burada seçtiğiniz sektöre ilişkin pratik deneyim kazanabilirsiniz.

Planlama
Planınızı detaylı bir iş planına dönüştürün. Bu noktada eğitimlerimizden ve danışmanlarımızdan faydalanabilirsiniz. 

Varsayım
Varsayım bir soru üzerinde düşünerek olasılıkları saptayabilmektir. ”Eğer …olursa, ne olur?” sorusunu her aşamada kendinize sormalısınız. Örnek olarak:

  • Eğer beklenen müşterilerden yüzde sekseni üründen/servisten talep ederse, ne olur?
  • Eğer müşteriler planlandığı gibi dört haftada değil de geciktirip altı haftada ödemeyi yaparlarsa, ne olur?
  • Eğer işim öyle hızlı büyür de daha büyük iş kuruluşlarına ihtiyaç duyarsam, ne olur?

Test Etme
İş fikrinizin yapılabilirliğini zekice nasıl test edersiniz?

  • Benzer bir ürün ya da servis alıp test edebilirsiniz,
  • İşinizi ya da servisinizi diğerlerine gösterip fikirlerini alabilirsiniz,
  • Potansiyel pazarı test etmek için küçük bir reklam yayınlatabilirsiniz,
  • Anketler yapabilirsiniz,
  • Bir prototip üretebilirsiniz,

Tavsiyemiz! Şu anki işinizden ayrılmayın ve yeni iş fikrinize ek bir iş gibi başlayın. Başta girişiminize yarı-zamanlı olarak başlamak, azaltılmış riskle girişimciliğe adım atmak demektir.

Girişimcilik kariyerine başlamada genellikle yarı-zamanlı olarak başlamak daha iyidir. Girişimci her zaman arkasındaki köprülerin tümünü yıkmamalıdır. Şu anki işinde kalarak iş fikrini test eden bir girişimci başlangıç için yeterli gelire sahiptir ve başarısızlık durumunda geri dönüş yapma şansına sahiptir. Kendi işinize yavaş bir geçiş, iş planınızı test etme ve geliştirme imkanı sağlar.

Unutmayın! Eğer şu anki işinizden çıkmadan kendi yarı-zamanlı işinize başlarsanız, ileride vergi dairesi ile sorun yaşamamak için bir muhasebeci ya da mali danışman ile temasa geçin. 


Kaynak ABIGEM



11 Şubat 2011 Cuma

zamanı geliyor mu?..

Bazı şeyler tam olgunlaşmadan yapılamaz ama geldiğini hissedersin o anın.Ben de bu hep olur iç sesimi dinlerim hep. Kararlarımda iç sesimi dinlemezsem hatalar beni bırakmaz. O yüzden zamanın yaklaştığının farkındayım. geliyor o an.

Haftasonu nöbet verdi şefimiz..Yani artık ayda 1 tüm haftasonu haftaiçi gibi işteyim..Sağolsun
Başka birşey demiyorum, hamileyken de gelmiştim nöbete zaten.. Bu sefer de kessinler paramı dedim dinlemedi, ben yeni tatilden döndüm de şirkete alışamadım ya..
Bıktım bıktım ya.

O an geliyor.

8 Şubat 2011 Salı

Bebeklere Aktivite - Yaş - Yürümeye yeni başlamış çocuk :)

Uçtu Uçtu...

 Süre:
  • 5 dakika
Malzeme:
  • İki yetişkin

Yöntem:

İlk adımlar, eğlenceyi seven iki yetişkin ile daha eğlenceli olabilir. Yetişkinler yürürken ilk adımlarını atan çocuğu havaya kaldırıp yürür. iki kolundan haaya kalkan çocuk havada yürür! Sakın şaşırmayın, çok kısa bir süre içinde size yardım olsun diye :), siz kolundan tutunca hemen kendini kaldırıp zıplamaya kalkışacaktır!
 
Genişletmeler:
  • Şimdi aynı şeyi arkaya doğru yürürken deneyin!
  • Her adımda çocuğu tutup havaya kaldırıp havada etrafınızda döndürün!
  • Çocuğunuz sizin ayaklarınızın üstüne basmış olarak ileri geri hareket edin..:)


Read more on FamilyEducation
 
Kaynak: family education
 

para lazım! ne yapmak istediğimi buldum!

Şimdi bebek ve çocuklar ayönelik bir atölye çalışma odası vs. yapmak istiyorum.. Dünyada örnekleri var.. Süper birşey olacak biraz ne yapacağımızın bilgisi lazım.. Bir de para!! Ne kadara mal olur bilmiyorum ama eğlenceli birşey olacağı kesin.. Buradan ol-mu-yor! Gi,rişimci güvenilir bir anne lazım bana ortak.. Nasıl olacak bu? Biraz hareketli biraz bebekleri seven.. Hmm hm..
 
Kafamı toplamalıyım..
 
Sonr ayine yazarım
 
Sağlıklı beslen, eğlen, Sağlıklı kal!

6 Şubat 2011 Pazar

Evdeyim..Evdeolmak harika! Haftasonu harika! Hele de hava güzel olunca..Bugün fırsat bulabilirsek Darıca'daki hayvanat bahçesine gitmek istiyorum. Öcos görsün tek tek şaşırıp açsın gözlerini kocaman.. diye :) Bir de eşimi ikna etmek var tabi..:)

International Franchise işleri bakıyorum ek iş olarak yaparım belki.. Yada hobi.. Bir de photoshop,coreldraw vs. öğrenesim geldi çok fena.. Terazi burcuyum ya sanata dalasım var:) İşyerinden blog ve forumlara girmeyi yasaklamışlar ben de eposta yoluyla yayınlıyorum yazılarımı artık..Haftaiçi o yüzden yorum yayınlamam vs mümkün olmuyor. Bir de eve binbir güçlükle koydurdugum kamerayı izleyemiyorum..Ama pazartesi ona bir çözüm bulucam..Tontiğim uyandı..Hadi görüşürüz!!

3 Şubat 2011 Perşembe

Bebeğimden ayrılmak her sabah daha da zor!

Her sabah ayrılırken evden, gidicem geicem bebeğim, sen, çok seviyorum diyorum..Apartman bıoşluğunda onun sesi yankılarnırken ben asansörden birkaç kat aşağıya kadar sesini duyuyorum..İçimden bir ses her sabah cevap veriyor..."madem seviyorsun, neden sana ihtiyacım olduğunda gidiyorsun?"

Hayatta ne kadar süremiz var bilmiyoruz, ama bazı varsayımlara göre yaşıyoruz.. Çalışmak zorundayız, sesimizi çıkarabilmek, varolabilmek için, kendi başımıza erektiğinde ayakta kalabilmek, durabilmek için.. Bebeğime daha güzel bir hayat sunabilmek için..Ne kadar üzücü ama para kazanmak zorundayız, çalışmak zorundayım.. Ee miras durumu vs. de olmadığına göre mecburen buraya gelmek zorundayım..

Bebeğim çok tatlı Allah onu hep mutlu etsin. Kamera sistemimizi de kurdum, gün içinde şirketten giremesem de akşam izliyorum geçen günü..Alışmak zor alışmak bence imkansız..Her gece dua ediyorum Allah'ım sen büyüksün sen bana bir çıkış yolu göster.. diye:)

Lütfen herşey daha güzel olsun, şu anda en çok buna ihtiyacım var.

Kolay gelsin ,

Esra

1 Şubat 2011 Salı

Kadın olmak bu kadar mı zor?

Bugünlerde hatta doğumdan beri ilerleyerek aklıma takılan bir soru var. Kadın olmak bu kadar mı zordu?
İlkokulda iken (sene 1987-ben 6 yaşında 1.ci sınıftayken) erkekler benden daha güçlüydü,daha hızlı koşarlardı, kavga ederlerse beni yeniyorlar diye kızardım, kız olmak zordu..Ortaokulda herkesi cinsdaşı ile yanyana oturtan hoca, beni tek tek kaldığımız Saner diye bir çocukla oturtmuştu..Bazı özel günlerde oturduğumda kalktığımda herkesten fazla dikkat etmem gerekirdi..Oysa o hep çok rahattı,kız olmak çok zordu..
Fen lisesinde okuyan genç bir kızken, arkadaşlar (erkekler) karaağaça ormanlığa gezmeye giderdi, akşamları geç saatlere kadar gezerken biz gündüz saati bile gidemezken çarşıdan da erkenden eve giderdik. Kız olmak hep dezavantajdı..
 
Norveç'te AFS trainer'ıma bu düşüncemi söylediğimde, O Türkiye'de öyle, burada kız olmak çok güzel, çok rahat, çok özgür! demişti..
O da siyasi ve dini şeylerle karıştırmştı dediklerimi..Anlatmaya çalıştım ama pek anlamadı..
 
Üniversite zaten malum, yüksek lisans da, ardından Üretim de çalışmaya merak sardım. Erkekleri adeta düşman bellemeye başlamıştım içten içe galiba..Onları yenmeliydim, erkek işi deneni yapıp başarıyla devrediyordum. Tam bir gaz şeklinde geçti yıllarım o ara..
 
Ta ki anne olana dek.. Herşey bambaşka oldu.. Bu kez kadın olduğum, içimde şevkat dolu, sevecen, sevilmeyi, içten safça sevmeyi, çocukluğunu özlemiş "ben" i buldum sanki.. Anne olmak çok güzeldi.. Bir minik varlığın dünyadaki "TEK" dayanağı güvendiği olmak.. Çok SÜPER!
Ama kadın olmak gene çok zor.. İşte iş yerini idare etmek, eleman yönetmek, evde evi..Ev işlerini, eşini, giderleri, gelirleri, sosyal ilişkileri.. vs. vs.. Yük gittikçe artıyor ne diyeyim..Sanırım herşey evlilikle değişti yada daha çok çocuk sahibi olmakla..Ayrımını pek anlayamadım..Zira hepsi birarada çıktı..
Ama Allah aşkına kadın olmak bu kadar mı zordu ya? Benim kodum mu bozuk?
 
PS: Sanırım ben ANNE olmayı sevdim en çok!

29 Ocak 2011 Cumartesi

Sonunda haftasonu oldu Evdeyim!

Bugün hava buz gibi..Aslında haftalar öncesinden istanbul'a gitmeyi planlamıştım. E-tohum buluşmasına..Kayıt bile olmuştum. Bugün işler rast gitmeyince (annem bizde,bakıcı hasta,hava fırtınalı,öcos uyuyor) mecburen evde kaldım ve katılamayacağıma çok üzüldüm.Ama Burak Büyükdemir'den sabah gelen mailde, seminerin webinar şeklinde canlı yayında izlenebileceği yazıyordu. Şimdi buradan onu izliyorum..
Süper süper!

26 Ocak 2011 Çarşamba

Bebeklere zeka geliştirici aktiviteler ( 06-12 ay)


Spagettiyi Yakala!

Zaman
  • 5 - 10 dakika
Araçlar
  • Pişmiş Spagetti Makarna çubuklarıi (parmakları ile kavrayan, finger food yiyebilen bebekler için)
Yöntem
  1. Bebeğinizi mama sandalyesine yda uygun bulduğunuz benzeri bir yere oturtun. Birkaç adet pişmiş spagettiyi bebeğinizin önüne koyun. 
  2. Bebeğinizin spagettiyi farkedip, yakalamaya ve yemeye çalışmasına izin verin.  Çoğu bebek başarana kadar bu aktiviteye devam eder. Gerekirse, kolay yakalamasına ve yemesine yardımcı olacak şekilde spagettiyi daha küçük parçalara bölün.
Genişletilmiş çalışma:
  • Spagetti parçasının üzerini plastik bir kase ile örtün ve bunu yaparken bebğinizin bunu görmesini sağlayın ve bebeğinizi spagettiyi ve yerini keşfetmeye bırakın. 
  • Bebeğinizin ellerini açıp içine bir tomar spagetti tutturun.
  • Bir uzun spagettiyi birkaç parçaya bölün
  • Bebeğinizin ellerinin içinde spagetti varken hafifçe elini çekin ve "hadi bakalım bir tane de bana ver!" diyerek spagettiyi bir ucundan ağzınızla yakalayıp, hüüp diye ses çıkartarak yutun.
Kaynak: familyeducation

Dâhilerimizi keşfedip değerlendirmede çok geç kaldık

Güzel bir yazı, paylaşmak istedim. Bu konuda birşeyler yapmalıyız.

Prof. Dr. Adnan Kulaksızoğlu:

"Dâhilerimizi keşfedip değerlendirmede çok geç kaldık"

"Henüz elimizde devlet destekli, bilim adamlarının sunduğu veya
sunacağı çocukları okul öncesinden başlayarak özel eğitime tabi
tutabileceğimiz bir modelimiz yok. Ve maalesef Milli Eğitim'in bir
kısım ilgilileri buna ihtiyaç olduğunu düşünmemektedirler. Bugün dâhi
çocukların; öğrenme güçlüğü çeken, zekâ engelli çocuklara verilen
imkânlar kadar imkânları yoktur."

Haliç Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölüm
Başkanı Prof. Dr. Adnan Kulaksızoğlu, çocuklar üzerine çok sayıda
çalışmaya imza atmış bir isim. Bu çalışmaları arasında özel eğitimle
ilgili çalışmaları ayrı bir yer tutuyor.

Prof. Dr. Kulaksızoğlu, Türkiye'nin üstün zekâlı ve üstün yetenekli
çocukların eğitiminde çok geç kaldığını söylüyor. İsrail başta olmak
üzere birçok devletin bu çocukların eğitimini devlet politikası haline
getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Kulaksızoğlu devletin bu konuda özel
politikalar geliştirmesi gerektiğini söylüyor.

Enderun geleneği olan bir milletin böyle bir hata yapmaması
gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kulaksızoğlu, üstün zekâlı ve üstün
yetenekli çocukların eğitimi üzerine yaptığımız söyleşinin sonunda bir
de güzel haber verdi.

Hocam, klasik bir soruyla başlamak istiyorum. Üstün zekâlı ve
yetenekli çocuk deyince ne anlamak gerekiyor?

Klasik zekâ kuramına göre IQ'su 130 ve üstünde olan çocuklara, bir
başka tanımda da 140 ve üstünde olan çocuklara üstün zekâlı çocuklar
diyorlar. 130'u temel alırsak yaklaşık olarak toplumun % 2'sinin
oluşturduğu bir gruptan söz ediyoruz. Zekâ ile yeteneği eş anlamlı
kullandığımızda üstün yetenekli ve zekâlı çocuklar demek yanlış olmaz.
Bir de verilenlerden hareketle orijinal, farklı bir şeyler üretebilme
yeteneğine sahip olan çocuklar var. Güzel sanatlarda, resimde,
edebiyatta, müzikte farklılıkları ortaya sergileyenler üstün yetenekli
çocuklardır. Üstün zekâları olmayabilir, 130 ve üstünde olmayabilirler
ama bu çocukların tamamı belli bir derecede zekidir. Bir araştırmaya
göre 120 zekâ bölümündeler ama üstün zekâlı çocukların tamamı çok iyi
kompozitör, çok iyi ressam, çok iyi edebiyatçı, çok iyi heykeltıraş
değillerdir. Üstün yeteneklilik nadir bulunan bir durumdur. Uygarlığın
gelişmesini borçlu olduğumuz insanlardır. Çünkü teknolojide, bilimde,
sanatta bu insanlar üretim yapıyorlar daha çok. Dolayısıyla bu
potansiyel insan gücünü iyi değerlendirmemiz, iyi eğitmemiz ve uygun
alanlarda istihdam etmemiz lazım.

Peki, Türkiye'de üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocuklar, gerektiği
kadar değerlendirilip, eğitilip, istihdam edilebiliyor mu?

Türkiye'de maalesef bu zekâ bölümündeki çocuklar için çok az şey
yapıldı. Özel eğitim imkânlarımız çok kısıtlı. Üç yaşında okuma-yazma
öğrenmiş, dört yaşında temel matematiği öğrenmiş bu çocukları biz hâlâ
normallerle aynı okula yazdırıp normallerle aynı yaşta mezun olmasını
bekliyoruz. Bu çocuklar için ilkokul 1'de sınıf atlatma var, onun
dışında fazla bir imkânımız yok. Ama yapılması gerekir. Gelişmiş
ülkeler gelişmişliğini bunlara borçlu. Almanya bunlara borçlu, Rusya
bunlara borçlu, İsrail bu konuda çok ciddi programlar yapıyor. Bu
çocuklar için Amerika'da, İsrail'de, Rusya'da, Almanya'da çok özel
programlar var. Bizde henüz bu programlar ortada yok.

Üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocukları keşfetme ve değerlendirmede
asıl öncelik ve sorumluluk kime ait? Devlete mi yoksa aileye mi ait?
Burada en büyük görev kime düşüyor?

Aile, çocuğunun üstün zekâlı ve üstün yetenekli özelliklerini fark
ettiğinde, "Bu çocukta bir farklılık var" dediğinde üstüne gitmeli ve
çocuğun kendini geliştirmesi için onun özel eğitim alması için ne
kadar çaba gösterebiliyorsa göstermeli.

Bu çocukların tespiti devletin ilgili kurumları tarafından
yapılabilmeli ve bunlara özel programlar uygulanmalı. Ölçümü
yapmışsınız, program yapmamışsanız, ölçüm yapmanın bir manası yok,
onun da yanlışı var. Çocuğa ölçüm yaptınız, ailesine de "Senin çocuğun
üstün yetenekli" dediniz. Sonra? Ne olacak sonra? Bu o zaman bir
etiketleme oluyor. Bunu bir asalet unvanı gibi "Benim çocuğum bilmem
kaç IQ'lu" diye dolaştırılan çocuklar biliyorum ben.

Ölçümleme yapılmalı ama ölçümlemenin sonunda özel eğitime tabi
tutulacaksa yapılmalı. Yoksa çocuğun zekâ seviyesini annenin bilmesi,
babanın bilmesi, öğretmenin bilmesi bir şey ifade etmez. Bu çocuklar
dediğim gibi çok hızlı ilerleyecek ve bilimde, sanatta en yukarılara
gelebilecek potansiyele sahip çocuklar. Onun için bunlar ele alınmalı
özellikle. Ama bizim böyle bir derdimiz olmadı şimdiye kadar.

Bizim derdimiz olmadı derken neyi kastettiniz?

Kim diyor: "Üstün yetenekleri eğitelim, Türkiye'nin dünyanın
ekonomisine gelişmesine katkıda bulunsun." Kim düşünüyor bunu?
Kimsenin böyle bir derdi yok. Bir-iki tane özel okul kuruldu. O kadar.
Yani bunun bir hükümet politikası, bir milli politika olarak ele
alınması söz konusu olmadı hiç.

Türkiye'de yüzde 2 diyoruz ama 1,5 milyon insandan bahsediyoruz. Hani
nerede bunlar? Bunların bir kısmı yerini bulmuştur muhakkak. Ama bir
kısmı da köyde, kentte, kasabada serseri mayın gibi dolaşıyor. Belki
bir kısmı okulda, bir kısmı okulun dışında. Bir kısmı da zekâsını
"şeytanlıklar"a çalıştırıyor.

Türkiye 2002'lerde 4,5 milyonluk Norveç'le aynı üretimi yapıyordu. 70
milyonla 4,5 milyon yan yanaydı ekonomik olarak. Bunun sebebi ne?
Norveçliler üstün zekâlı ve yetenekli potansiyeli daha iyi kullanıyor.
Bugün İsrail'in böyle olmasının arkasında insan gücü yoksa ne var?
İsrail'de beyin gücü kuvvetli olanlar önde. Bunları özel seçiyor
İsrail. İsrail'in çok önemli bir politikasıdır bu. Bizim
ıskaladığımızı dünya ıskalamıyor.

İsrail bunu nasıl yapıyor? Bir devlet politikası olarak mı olaya bakıyor?

Evet. Hani biliyorsunuz Kur'anî ifadedir. "Seçilmiş" olduğunu söyler,
açık yazılıdır. Onlar seçilmiş olmanın getirdiği avantajların
farkında. Zaten seçilmişler arasından da seçiyorlar. Bunu bilerek
yapıyorlar. Okulda keşfedememişlerse askere gelenleri de tekrar
ölçümden geçiriyorlar. Okul dışında kalmış olanları da keşfediyorlar.
"Aileler keşfetsin, bize getirsin" diye bir şey yok. Bu onların özel
politikaları.

Buradan yola çıkarak şunu mu söylememiz gerekiyor hocam? Üstün zekâlı
ve yetenekli çocukların keşfedilmesi ailelerin insafına bırakılamaz.
Bunun bir devlet politikası haline getirilmesi gerekiyor.

Kesinlikle. Enderun geleneğinden gelmiş bir devletin artçıları bu
hatayı yapmamalıydı. Enderun, özel seçilmişlerin eğitildiği okullar ve
zannediyorum bir döneme kadar yüzde 70 başarılı oldu. İmparatorluğu
yönetenler hep Enderun çıkışlı. Böyle bir geçmişimiz var.
Cumhuriyet'te bir-iki uygulama olmuş. Özel yasalar çıkarılmış. Üstün
yetenekli olduğu bilinen çocukları resimde, müzikte yurtdışına
göndermişiz. Bir-iki bilinen isim var. Daha sonra o da durmuş. Onun
dışında fen lisesi uygulaması var. Başka ne var? Bir-iki mevzii
değerlendirme var. Bazı okullar, onları bir sınıfta toplamış. O da çok
doğru bir uygulama değil. Çünkü "Niye benim çocuğum o sınıfta değil?"
diye anne babanın baskısı oluyor. Ankara'da bu uygulama yapıldığında
bütün devlet ricali "Benim çocuğum da oraya girsin" demeye başlamış.
Vazgeçmişler.

Kısaca henüz elimizde devlet destekli, bilim adamlarının sunduğu veya
sunacağı çocukları okul öncesinden başlayarak özel eğitime tabi
tutabileceğimiz bir modelimiz yok. Ve maalesef Milli Eğitim'in bir
kısım ilgilileri buna ihtiyaç olduğunu düşünmemekteler.

Bu çok daha vahim değil mi hocam?

Tabii. Yani bugün üstün zekâlı ve yetenekli çocukların; öğrenme
güçlüğü çeken çocuklara, zekâ engelli çocuklara verilen imkânlar kadar
imkânları yoktur. "Zaten avantajlı çocuk, neden özel eğitilsin ki"
deyip bırakıyorlar işi... İyi de o avantajını bizim kendi lehimize
kullanmamız için daha ileri götürmemiz lazım. O avantaj bizim işimize
yarayacak. Bu insanlık âlemi için büyük bir potansiyel. Bunu nasıl
ziyan edebiliriz?

Bizim gelişmiş ülkelerde olduğu gibi üstün beyin gücünü kullanmamız
lazım. Bu da özel eğitimle olur. Bu çocukları alacağız, özel
eğiteceğiz. Biz 3 yaşında okuma yazma öğrenmiş bireye "18 yaşına
gelmeden liseyi bitiremezsin" diyoruz. Olacak şey mi bu? Onun önünde
13 sene var. Niye beklesin ki bu kadar, neden beklesin? Amerika bu
çocukları 14-15 yaşında alıyor üniversiteye. Hindistan bile bunu
yapıyor. Dolayısıyla bu bir ziyandır. Bu ziyanı yapmayalım. Ama bu
işin sorumlusu da biziz yani. Geç kaldık.

Ama tüm bu olumsuzluklara rağmen beni ümitlendiren ve heyecanlandıran
gelişmeler yaşanmaya başladı. Milli Eğitim ve TÜBİTAK işbirliğiyle
önümüzdeki günlerde benim de davet edildiğim 40 bilim adamının
katılımıyla bir toplantı gerçekleştirilecek. Bu toplantıda üstün
zekâlı ve yetenekli çocukların eğitimiyle ilgili neler
yapılabileceğiyle ilgili görüşler ve fikirler alınacak. Bu toplantıdan
güzel ve sevindirici gelişmeler çıkacağını ümit ediyorum.

Ahlaki değerlerle büyümeliler

Üstün zekâlı çocukların eğitiminde ailelerin en çok neye dikkat
etmeleri gerekir hocam?

Bu çocukların üstün benlik duygusunu kazanmamaları, herkese yukarıdan
bakmamalarını sağlamak lazım. Böyle olduklarında toplumla
uyuşmuyorlar, akranları tarafından dışlanıyorlar. Bu çocuklarda empati
duygusunu geliştirmeye çalışmak lazım. Ötekinin yerine kendini
koyabilme özelliği çok önemli.

Üstün yeteneklilerin belirli insanî değerlerle, ahlakî değerlerle,
moral değerlerle yüzleştirilmesi ve bunları öğrenmesi lazım. Bu
çocuklar bu değerleri daha kolay öğreniyor. Yani herkesin uymasını
beklediğimiz, dinlerin de temeli olan temel değerler olan dürüstlük,
doğruluk, iyilik, yardımseverlik, çalışma gibi temel değerleri bunlara
öğretmek lazım. Bunlar öğretilmezse, diğerkâm olmazlarsa yani
başkasının adına yaşayan insanlar olmazlarsa; hedonist, zevke, hazza
yönelik insanlar olurlarsa ya da benliklerini çok ön plana
çıkarırlarsa, belli bir ideolojinin, belli bir dünya görüşünün insanı
olarak hayatlarına devam ederler. Bu insanların liderlik özellikleri,
başkalarını etkileme özelliği var. Ve zekâlarından dolayı "gücü"
elinde bulundurabilirler, insanları yönlendirebilirler. Mesela Hitler.
Hitler, gücünü eğer insanî alanlarda kullanabilseydi çok muhtemelen
II. Dünya Savaşı'ndaki bu büyük yıkımlar olmazdı.

Keşfedilmeyeni bekleyen tehlike

Üstün zekâlı veya yetenekli olduğu keşfedilmeyen çocuk ne gibi
zorluklarla karşılaşır?

Bu çocuklar akranlarıyla aynı sınıfta olduklarında okul başarıları çok
önde olduğu için o sınıfta bulunmak istemezler. Zaten bildikleri
bilgileri tekraren dinlemek istemezler. Dolayısıyla okul başarıları
düşer, okula yönelik ilgileri azalır. Ve çok zeki oldukları halde
okuldan kopabilirler.

Bu çocuklar temel olarak erken yaşta öğrenen, çok kolay öğrenen, merak
duyguları çok yüksek çocuklardır. Bu çocuklar tatmin olmaz bir merak
duygusuna sahiptir ve çok soru sorarlar. Konuşmayı kullanmaya
başladıktan sonra yaptıkları iş soru sormaktır ve bazen aynı soruyu
defalarca sorarlar. Ebeveynin sıkıntısı burada başlıyor. Çocuklarına
yetemiyorlar. Çünkü yaşının üstünde sorular soruyorlar ve sorularının
cevaplanmasını istiyorlar. Eğer ebeveyn çocuklarının sorularına cevap
verecek yeterlilikte değilse ona soru sormayı yasaklıyor. Aslında
anne-babalar böyle yapmakla farkında olmadan çocuklarının merak
duygularını öldürerek yeteneklerini yok ediyorlar.

Bu çocukları normallerle bir arada eğitirseniz, bunun farklılığının
üstüne gitmezseniz, çocuk da "ne yapalım" der, herkes gibi aynı
sınıflarda okumaya devam eder. O çocukların hayat başarıları belki
başka alanlarda devam edecek. Ama bunların kendi baş edebilecekleri
zorlukta sorunlarla yüzleştirilmeleri için özel eğitilmeleri lazım.
Dört işlemi bilen bir çocuğa dört işlemi tekrar öğretmenin bir anlamı
yok. Daha üst seviyeli matematikle yüzleştireceksin ki ondan sonra
daha üst seviyeye çıkabilsin.

Bu çocuklar okullarda kaldıklarında zaten hiç çalışmadan dinleyici
olarak öğreniyorlar. Ve okulunda, sınıfında en iyileri oluyorlar.
Dezavantaj ne? Çalışma alışkanlıklarını kazanamıyorlar. Daha sonra
kendileri gibi olanların yani seçilmiş olanların, sınavla başarılı
olanların girdiği okula giriyorlar. Mesela fen liseleri bu çocuklar
için kurulmuştur. Çalışma alışkanlığı kazanmamış, çalışmadan sınıf
birincisi olmaya alışmış üstün zekâlı çocuk, burada ilk kez
başarısızlıkla yüzleşiyor. Kendisi gibi olanların yanında ikinci
planda kalmaya başlıyor, başarısızlığa uğruyor ve tökezlemeye
başlıyor.

Aileler ne yapsın?

Çocuğu üstün zekâlı ve yetenekli olan ailelere ne tavsiye edersiniz?

Aile her şeyden önce okusun, araştırsın. Bu çocuk için neler
yapabileceğini öğrensin. İkinci olarak öğrenme fırsatlarını sonuna
kadar açsın. Bu çocuklar zaten öğrenecekler ama aile çocukların
meraklarıyla ve sorularıyla baş edemezler. Çünkü onların bilgisinin
çok üstünde şeyler öğrenmek istiyor. O zaman ne yapacak? Temel başvuru
kaynaklarını önüne serecek, kütüphanelere üye yapacak, üstün zekâlı
çocuklarla bir arada olmasını sağlayacak ve bu çocukların beyinlerini
besleyecek. Çünkü bu çocuklarının beyinlerinin beslenmeye ihtiyaçları
var.

Ülkemizde malum, hasbel kader yaşıyoruz, şanslıysak, iyi bir evde
yiyor, iyi bir okulda okuyor, öyle böyle büyüyoruz. O da kendi
ebeveynlerimizin üstün çabalarıyla. Oysa şanssız olanların da
değerlendirebileceği olanakları olsa, bunlar sosyal bir devlet
tarafından karşılansa, herkesin doğruya, iyiye, güzele
yönlendirildiği, kötü olanın karalandığı otomatik işleyen bir düzen
olsa iyi olmaz mı?

İşte bebir çok insanın istediği bu durumu gerçekleştirmek için elimizi
taşın altına koymalıyız. Benim başlıkta da bilim çocukları
diyebileceğim. Araştıran, öğrenen, okuyan, karıştıran, kurcalayan
bireyler yetiştirmeyi. Sadece kendi çocuğumu değil tüm aç ( burada
anlamı bilgiye bilime aç) çocuklara bir alternatif sunabilmek
istiyorum.

Neler yapabiliriz, ülkemizde girişime açık konular mevcut. Bu da
onlardan biri, etrafımda bu konu ile ilgili olabilecek, tüm
ebeveynleri çağrıma cevap vermeye davet ediyorum. Bugün Tübitak'ta bir
destekten haberdar oldum. Doğa bilim kampları desteği. Bu işi yapmak
istiyorum.
Çünkü benim 11 aylık oğlumda birlikte olduğum süğre boyunca
farkettiğim en büyük özellik bu, MERAK!

Bu isteği öldürmeyelim, yeşertelim, haydi zamanı neyse ne bu yazıyı
okuduysanız, lütfen bana ulaşın!

Esra

24 Ocak 2011 Pazartesi

Hayat akıp gidiyor

Zaman çok hızlı geçiyor.. İşe gidip geliyorum.. Zor geçiyor..
Benim için asıl.. Orada blogger a giremediğimden yazamıyorum..mail olarak deneyeceğim..
Zor zor..

Bu arada bebeğimin doğumgünü yaklaşıyor..Ona güzel hazırlık yapmak istiyorum!Öcos okadar büyüyor ki bakın nasıl dergiler okumaya başladı!!:)


19 Ocak 2011 Çarşamba

nereden nereye - 1 sene

1 sene insan hayatında ne kadar önemlidir değil mi?

1999-2000 de 1 sene. Hayatımda önemli bir dirsek noktası.. Herşeyin değiştiği bir kırılma noktası..AFS senes
2010 senesi tam 1 sene 13 Ocak 2010 'dan 13 Ocak 2011'e.. Herşeyin bir daha değiştiği ikinci bir kırılma noktası..Ömer Doğdu!

Hayatım değişti..


17 Ocak 2011 Pazartesi

GÜNLER ZOR GEÇİYOR. İŞE ALIŞMAK ZOR DEĞİL BEBEĞİMSİZLİK ZOR..BİR DE ALAKASIZ TERFİLER CAN SIKICI..
AMA NE DE OLSA SON BİR SENEDİR EVDE YATIYORDUM DİMİ :)
ÖMERCİM BUGÜN 11 AYLIK OLDU. ANNESİ ONU ÇOK ÖZLÜYOR..ÖĞLENLERİ ELİMDEN GELDİKÇE GELMEYE ÇALIŞIYORUM..ONSUZ OLAMIYORUM BELKİ İŞ FARKLI OLSAYDI..HAFTASONU NÖBETİ PİSLİĞİ OMASAYDI BİRLİKTE OLSAYDIK İYİ OLACAKTI..

CANIMIN HEDİYESİNİ,PARTİSİNİ HAZIRLAMAYA BAŞLAMAK İSTİYORUM ARTIK YAVAŞ YAVAŞ..EE 1 AY KALDI KISMETSE ÖCOS 1 YAŞINA BASACAK, BAKALIM:)

15 Ocak 2011 Cumartesi

Evet, işe başladım..

Sonunda o gün geldi çattı.. 13 Ocak günü işe gittim. Herşey tam beklediğim gibiydi..Bizim şirkete güvenim hiç sarsılmadı.. İşleri ben yokken 1 kademe ilerlemeyeceğini idareten halı altı olacağını tahmin etmiştim. Mentalite de aynı. bebeğim mis kokusuyla öğlen evdeydi..20 dk. geldim emzirdim gittim tabi hiç yemek yiyemedim 2 gün de.. Süt iznini toplu kullandığımdan yemeye utanıyorum..

İkinci gün daha da zor oldu.. Sabah çıkaen bebeğimin sesi asansörde inledi inledi.. İşyeri de berbat olunca gitmek istemedim. Ama seve seve gittim.. Öğlen de sevine sevine geldim.. 

Zor zor.. Bir de alakasız adamların terfi aldığını görünce daha da mutlu oluyor insan..Eee 1 senedir yatıyordum ya ben! Allah size de öyle bir yatış versin deyince sustu çoğunluk..Tatildeymişim gibi konuşuyorlardı da.. Bebeği büyütmek nasıl emek ister bilmeyenlerin dünyası orası.. Herşey iş!

Bilemiyorum her an herşey olabilir!


12 Ocak 2011 Çarşamba

Bugün Evde Son Gün!! Lütfen Klibi Çalın..:(




Bugün Son gün Bebeğim
İnan seni çok Seviyorum!
Seninle Daha Fazla kalabilmek için herşeyi denedim..
İmkanlar..İş'te..
Senin doktorun sağlık sigortan annen çalıştığı için var..
Benim özgürlüğüm, senin özgürlüğün annen çalıştığı için
Bugüne kadar birlikte kaldık çünkü annen önceden çalışmıştı...
Ama bitti..Ne yazık..
Bitmek ne demek sen şimdi bilmiyorsun bebeğim.
Gitmek ne demek daha bilmiyorsun..
Hayal kırıklığı, özlem henüz bilmiyorsun..
Hayat ne kadar soğuk, ne kadar acımasız daha bimiyorsun.
Hiç öğrenmeni de istemiyorum ben aslında..Ama hayat iş'te..
Seni pamuklara sarıp camımın önünde bir filiz gibi büyütmek istiyorum..
Hep severek
Hep narin 
Hep nazikçe..
Büyürken gözlerindeki merak, mutluluğu görmek istiyorum..Büyüdüğünü görmek istiyorum..bana hep güvenmeni istiyorum seni yarı yolda bırakmayacağımı bil istiyorum..Ama olmuyor..
Son bir umut olsun isterdim..
Ama yok..
Hayırlısı olsun..
Hergün senin için senin iyiliğin için çalışmaya devam edeceğim..
Herşeyin bir sonu var..Bu zor günleri bitirmek için elimden geleni yapacağım.



9 Ocak 2011 Pazar

yeni yıl mesajım

Bebeğim seni çok seviyorum!
Canım kocacığım seni de..
Hayatımızın daha iyi olması için bu sene elimden gelenin 100 bin katını yapacağım..
Siz benim minicik biricik ailemsiniz..

ilk doğduğun günleri,2010'u, Beni hiç unutmayın..

4 Ocak 2011 Salı

bebeğim bugün çok mızlandı..

Yavrum bugün çok mızlndı..Annesi onu bırakıp bırakıp çıkıyor hergün artık.. sarılıp vantuz gibi yapışık meme emerken mız mızz konuştu..Onu çok seviyorum..Yeni bir fikir var kafamda.. Çocuklarla ilgili belki işe yarar..?

BE YOU OWN BOSS

BE YOU OWN BOSS
BE ENTERPRENEUR, EARN MONEY

Labels

bebek (40) bakıcı (8) bakıcı devir işlemleri (8) doğum (8) işe başlamak (7) bebeğim (6) doğumgünü (6) işe dönmek (6) anne özlemi (5) girişimcilik (5) annelik (4) baby (4) bebek oyunları (4) emzirme (4) hamilelik (4) işbaşı (4) montessori (4) orff (4) çalışma (4) çocuk (4) Chicco Polly (3) annemi istiyorum (3) aşk (3) beklemek (3) children (3) doğum izni (3) evde kalmak (3) for mom (3) girişim (3) izmit (3) mutluluk (3) zeka (3) ömer (3) 15 ay (2) 6 ay (2) Formula 1 (2) aile (2) aktivite (2) alerji (2) araba (2) astim (2) bayram (2) bebek hareketleri (2) bebekle tatil (2) bilim (2) blog (2) cocuk (2) destek (2) deterjan (2) doğum sonrası (2) evde başbaşa (2) evlilik (2) hayat (2) hikaye (2) iş sanat (2) kendime dair (2) kids (2) küçük insan (2) okul (2) oyun oynama (2) parti (2) pazar (2) pick up (2) reasons to have children (2) sabun (2) son gün (2) turkey (2) yatak (2) yenge (2) yeni haberler (2) yetenek (2) İŞ (2) 0-3 years (1) 12 ay (1) 1215 (1) 17 Şubat (1) 2010 (1) 27 eylül (1) 7 ay (1) 9 ay (1) ADD (1) AFS (1) BRANDMAIL (1) Bulent Madi (1) CIA (1) DEGISIMI (1) DOĞAL MAKYAJ (1) Ferrari (1) Fila Motion 9 (1) H1N1 (1) IRAZ (1) KULTUR (1) LOVE (1) NUDE (1) OGRENCI (1) PUPA (1) TURK (1) Türkiye'de (1) VAKFI (1) Yaş otuz (1) affet (1) agaç (1) all star (1) alternatif eğitim (1) altı aylık (1) anaokulu (1) anksiyete (1) arada kalmak (1) arasta (1) arkadaş (1) astım (1) atölye (1) avusturya lise (1) ayrılma fobisi (1) ayrılma ile başa çıkma (1) ayrılma kaygısı (1) aşı (1) babycenter (1) başarmak (1) bebek ayakkabı (1) bebek bezi (1) bebek odası (1) bebek sahibi olmak (1) bebekle yurtdışı (1) bebeğimi bırakmak (1) bebiş (1) bekarlık (1) beklediğim an (1) belgesel (1) berbat sipariş (1) bezi (1) birthday (1) blogspot (1) bronsit (1) burak büyükdemir (1) burger king (1) business plan (1) buğday (1) canlı yayın (1) canım (1) censor (1) chicken (1) coach (1) converse (1) darıca (1) deneyim (1) dernek (1) devam (1) devrim (1) değer (1) değiştirme (1) diaper (1) dikkat bozukluğu (1) discipline (1) diş buğdayı (1) diş hediği (1) dj (1) dogumgunu (1) doktorum (1) domuz giribi (1) doruk (1) doğa dostu (1) doğum günü (1) dönüm noktası (1) düzen (1) e-ticaret (1) e-tohum (1) edirne (1) education (1) egitim (1) emerek uyuma (1) enerji (1) enterpreneur (1) eskişehir (1) esra (1) esumom (1) evlendik (1) evlenmek (1) ezel (1) eğitim dostları (1) fabrika (1) feng shui (1) firsat (1) geldi (1) geliştirici (1) geliştirme (1) gezi (1) giden (1) girls (1) gitme vakti (1) gitmek (1) gizem (1) global warming (1) goethe (1) goran bregovic (1) grow (1) grubu (1) hafta hafta (1) haftasonu (1) hafıza (1) haklari (1) hammaddeler.com (1) hanımın (1) hasta (1) hastalık (1) hayat hikayem (1) hayvanat bahçesi (1) hayır (1) hedef (1) hedik (1) hediye (1) herşey (1) heyecan (1) hiperaktif (1) hiperaktivite (1) his (1) hobi bahçesi (1) home office (1) hıdırellez (1) icat (1) indu (1) ipek (1) israil (1) istemek (1) istemiyorum (1) italya (1) iş planı (1) kader (1) kadin (1) kahvaltı (1) kahve (1) kalem (1) kalorifer (1) kangoo (1) karada (1) karanfil (1) keskin (1) konser (1) konu (1) kosgeb (1) kostum sitesi (1) krep (1) kurban (1) küresel ısınma (1) kütahya (1) kıpırtı (1) kış (1) lamba (1) lastik (1) life (1) like (1) lisans (1) lohusa (1) lohusalık (1) mama sandalyesi (1) marmaray (1) merkez (1) merkezi (1) midpoint (1) milano (1) mimar (1) mucize (1) mumpreneur (1) mühendis (1) mümkün mü? (1) müzik (1) nefes (1) nikah (1) ninni (1) nişan (1) norveç (1) nurturia (1) ocos (1) oncesi (1) onur erol (1) open blog (1) oyun (1) oğlum (1) paktuna (1) park (1) pasaport (1) pedagoji (1) peer gynt (1) piano (1) picasaweb (1) plan (1) plus syn (1) polymer (1) premature (1) psychology (1) put down (1) ralli (1) referandum (1) reform (1) robinson (1) rocker (1) sabiha (1) sabunagaci (1) sabunagacı (1) salıncak (1) sanayi (1) sapanca (1) sayi (1) schulwerk (1) science (1) science at home (1) secret (1) seminer (1) seyahat (1) sigara (1) sir (1) site (1) soapnut (1) soguk (1) sonbahar (1) sosyal medya manyağı (1) squidoo (1) stumble (1) sultanlık (1) sunnet (1) sürüş (1) tahta (1) temizlik (1) ticaret (1) tips (1) toddler (1) toros (1) tracy hogg (1) tumbletots (1) tuzlu (1) twinkle (1) uyku (1) van (1) vinç (1) vücut (1) waldorf (1) walker (1) yahyakaptan (1) yanar (1) yapmak (1) yaprak (1) yaratıcı (1) yaratıcılığın gelişmesi (1) yardım (1) yarı doğumdünü (1) yarı yaşgünü (1) yatır kaldır (1) yeni yıl (1) yer yatağı (1) yoğurt (1) yurtdışı (1) yüksek lisans (1) yıldönümü (1) yıldız (1) zaman (1) zeynep (1) ÜZE (1) çarşaf (1) çiftliği (1) çin astrolojisi (1) çin falı (1) çocuk program (1) çocuk sahibi olmak (1) çocuklar (1) çocuğu (1) çocuğuma dokunma (1) öksüz (1) öss (1) özlemek (1) ülke (1) üretim (1) üstün (1) ıspanak (1) ısparta (1) ışık (1)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı